Site Loader

“Şizofreni” kökeni Yunanca “sxizo”, “bölünmek, çatlamak” ve “phren”, zihin anlamını taşıyan kelimelerden gelir. Terimin genellikle bölünmüş kişiliği yansıttığı düşünülse de bu yanlıştır; psikolojide bölünmüş kişilik olarak tanımlanan dissosiyatif kimlik bozukluğundan tamamen farklı bir bozukluk biçimidir. Şizofrenideki bölünme terimi, gerçeklikten ayrılma, kopmayı ifade eder. Şizofreni, DSM-III’te hebefrenik, paranoid, katatonik, kalıntı (rezidüel) olarak dört alt tür ile tanımlanmıştır. Fakat DSM-V-TR ile bu alt türler kaldırılmıştır. Semptomlar, pozitif, negatif ve bilişsel semptomlar olarak sınıflandırılır.
1- Halüsinasyonlar (varsanılar), düşünce bozuklukları ve hezeyanlar(sanrılar) hastalığın pozitif semptomlarıdır. Halüsinasyonlar görsel, işitsel, dokunsal olabileceği gibi; koku duyma ve tat alma şeklinde de olabilir. Hezeyanlar gerçeklikle çelişen inançlardır. Örneğin bu hastalığa sahip insanlar şeytanın kendilerini ele geçirdiğine, uzaylılar tarafından düşüncelerinin kontrol edildiğine ya da akıl okuma gibi özel güçleri olduğuna inanabilir.
2- Donuk duygusal tepki, konuşma yoksunluğu (Aloji), haz duymama hali (Anhedoni) ve sosyal çekilme negatif semptomlardır.
3- Dikkati sürdürme zorluğu, düşük psikomotor hız, öğrenme ve hafızada yetersizlik, zayıf soyut düşünce ve zayıf problem çözme yeteneği ise bilişsel semptomlardır.
Şizofreniye sahip bireylerin bu belirtilerin hepsini birlikte yaşayabileceği gibi, halüsinasyonları ve sanrıları olmamasının da mümkün olduğunu bilmeliyiz.

İleri beyin görüntüleme teknikleri ile şizofreniye sahip bireylerin beyinleri incelendiğinde, yönetici işlevlerden (düşünme, muhakeme, karar verme vb.) sorumlu olan beynin ön kısmı frontal lobta bozulmalar gözlenmiştir, bu genellikle negatif ve bilişsel semptomları ortaya çıkarır. Fakat negatif ve bilişsel semptomlar sadece şizofreniye özgü bir durum değildir. Bu semptomlar frontal lobunda hasar meydana gelen herkeste görülebilir. Psikiyatrik bir bozukluk olarak etiketlenmesine karşın göz hareketlerini kontrol edememe, tuhaf yüz ifadesi gibi nörolojik tepkiler de görülebilir. Yapılan araştırmalarda hastaların çoğunun fazladan dopamin reseptörleri olduğu bulunmuştur. Dopamin; duygu, hareket, öğrenme ve dikkat gibi durumları etkileyen, beynin zevk ve ödül merkezi ile ilgili, beyinde nöronlar arasında iletişim aracı görevi gören bir nöro-transmitterdir. Yüksek duyarlı dopamin sistemleri beyin aktivitelerini arttırabilir ve bu da beyinin dış ve iç uyaranları ayırt etme kabiliyetini kaybetmesine neden olarak, pozitif semptomları (halüsinasyonlar, hezeyanlar vb.) ortaya çıkarabilir.

Şizofrenide tedavi sadece bireyin değil, bireyin ailesi ve yakın çevresinin de aktif rol oynadığı bir süreçtir. Aile veya yakın çevreye de eğitimler verilmelidir. Kontrollü şekilde düzenli ve uzun süreli ilaç tedavisi gereklidir. Nispeten ileri vakalarda yatış gerekebilir. Genellikle dopamin reseptörlerini bloke eden anti-psikotikler ile tedavi gerçekleştirilir. EKT, ilaç tedavisine göre daha az etkili bir yöntemdir. Bilişsel davranışçı terapi de yine tedavi için etkili bir yöntemdir.

            Şizofreniye Dair Mitler ve Damgalamanın Olumsuz Etkileri

Şizofreniye dair doğruluğu olmayan çok fazla mit bulunmaktadır (bu rahatsızlığa sahip insanlar çok tehlikelidir, çalışamazlar, sadece genetik aktarım hastalık gelişmesi için yeterlidir, çoklu kişilik bozukluğu ile aynıdır vb.).  Bu mitlerin gelişmesinden TV ve filmler, İnternet ve sosyal medya dahil olmak üzere farklı etki kaynakları sorumludur; ancak kişisel deneyimler ve önceki önyargılar da insanların inandıklarında rol oynar. (Sungur, 2000)
Hasta bireylerin tehlikeli ve saldırgan olduğunu düşünmek, özellikle tedavi olanları için yanlış bir genellemedir. Ne kural ihlalinden doğan trafik kazalarından ne de neredeyse her gün haberlerde gördüğümüz aile facialarından genellikle “sağlıklı” bireylerin sorumlu olduğunu unutmamalıyız.

Hastalar semptomlar devam etse bile çalışabilirler (Üçok, 2003). İyileşme gösteren ancak tam iyileşmemiş hezeyan ve halüsinasyonların bazı hastaların iş yaşamını olumsuz etkilemediği, aksine iş yaşamının bu belirtileri azalttığı gözlemlenmiştir (Harding ve ark. 1987; Akt. Sungur,2000).

Araştırmalar sosyal destek azlığı ve ayrımcılığa uğramanın şizofreni hastalarının alevlenme dönemleri ile ilişkili olduğunu göstermiştir. İnsan yapısı gereği sosyal ve anlaşılma kaygısı güden bir varlıktır; kendini anlaşılmaz hissetmek ve izole olmak rahatsızlıkların artmasına yol açar.  

Kişilerin tanı almasından aile bireylerinin sorumlu tutulması, şizofreninin sadece genetik yollarla aktarıldığı mitinin yol açtığı bir durumdur. Angelo State üniversitesinde yapılan bir çalışmada, katılımcıların çoğu eğer bir ebeveyni veya akrabası şizofreni hastasıysa, kişinin hastalığa yakalanma riskinin daha yüksek olduğuna inanıyordu (Lindberg, 2018).  Ancak bu durum tek başına kişinin hastalığı kesinlikle yaşayacağı anlamına gelmez. Hastalığın ortaya çıkması için çevresel stres faktörleri gibi daha birçok faktörün katkısı olmalıdır. Hasta ailelerini duygusal olarak yorucu, suçluluk duygusu hissetmelerine sebep olan şekilde damgalamak doğru değildir. Onların en az rahatsızlığa sahip birey kadar desteğe ihtiyacı vardır.

Mitler, şizofreni hastalarının yaşamlarını olumsuz yönde etkileyebilecek toplumsal damgalanmaya katkıda bulunur (Zvonkovic ve Lucas-Thompson, 2015, Akt. Sungur, 2000). Şizofreniye sahip bireylerin damgalanması tedavide ilaç kullanımını, tedaviyi, kişide bir farklılık olduğunu fark eden çevresindekilerin hatta kendisinde bir farklılık olduğunu hisseden iç görülü bireylerin sırf bu tanı ile damgalanmamak adına yardım almak istememesine yol açabilir.

Bu hastalığa sahip insanların çoğunun istediği şey, şizofreni olduğu öğrenilmeden önce çevresindeki insanlar onlara nasıl davranıyorsa, bunu açıkladıktan sonra da aynı şekilde ilişkilerinin devam etmesidir.

Kendi zihniniz üzerinde zaman zaman hükmünüz olmadığını, gerçek ve hayali ayıramadığınızı, dikkatinizi bir türlü toparlayamadığınızı, hiç hoşunuza gitmeyen bir kokuyu sürekli duyumsamak zorunda kaldığınızı ya da sizi ürküten bir şeyin zaman zaman karşınızda belirip size bir şeyler anlattığını hayal edin. Tüm bunlar yetmezmiş gibi toplumun sizi adeta kaçılması gereken bir canavar gibi lanse ettiğini, bundan dolayı da hiçbir sosyal destek göremediğinizi düşünün.
Şizofreniye sahip Cecilia, tedavi aramaktan çekinen şizofreniye sahip insanların, semptomlarla başa çıkamadıkları ve sosyal olarak destek göremediklerini ve bunun intiharla sonuçlanabildiğini şöyle dile getiriyor, “Ve dünyada şizofrenisi olup “Şizofrenim var” Demekten korkan kalmayana dek rahat etmeyeceğim. Çünkü dünya nüfusunun 18 yaşın üstünde olanlarının %1,1’inde bir çeşit şizofreni mevcut. Bu dünya çapında 51 milyon insan demek, ama bir problem var. Şizofrenisi olan on insandan biri intihar ederek kendisine kıyıyor. Diğer onda dördü en az bir kere intihara kalkışıyor.”   Bu eski zamanlarda ruhsal hastalığa sahip olduğu için kötü ruhlar tarafından ele geçirilmiş ya da cadı olduğu düşünülerek yakılan, işkenceler uygulanan ya da odalara kapatılan insanların uğradıkları zulmün modern bir versiyonuna benzemiyor mu sizce de?

Şizofreniye sahip bireylerin kendi hastalıklar ile ilgili yaşam deneyimlerini paylaştıkları videoları yaşadıklarını daha iyi anlayabilmemiz adına aşağıya ekledim. Umarım farkındalık oluşturmayı istediğim bu yazım amacına ulaşmıştır. Okuduğunuz için teşekkürler.

   

  • Cecilia McGough’nın I am not a monster: Schizophrenia (Ben Canavar Değilim: Şizofreni) isimli TEDx konuşması: https://youtu.be/xbagFzcyNiM
  • Anthony Padilla’nın I spent a day people with Schizophrenia (Şizofrenisi olan insanlarla bir gün geçirdim) isimli youtube röportajı: https://youtu.be/K8mpJuB4RDs
  • Ankara’da bulunan ve şizofreni tanısı almış hastaların çalıştığı; psikolog, psikiyatrist, psikiyatri hemşireleri ve hasta yakınlarının beraber yürüttüğü, şizofreniye karşı önyargıları kırmak adına sosyal bir proje olan Mavi At Kafe’nin (farkındalık ve rahatsızlığı daha iyi anlamak adına bu kafeyi ziyaret edebilirsiniz) Mavi At Kafe, 10 yıldır şizofreni hastalarını topluma kazandırıyor isimli video: https://youtu.be/m_cdcR8cV2w

Çağla Kocur

Kaynakça

Bennett, P. (2011). Abnormal and clinical psychology: An introductory textbook. McGraw-Hill Education

Butcher, J. N., Mineka, S., & Hooley, J. M. (2017). Abnormal psychology. Pearson Education

Carlson, N. R. (2011). Fizyolojik psikoloji. Nobel Akademik Yayıncılık.

Green, H. [CrashCourse]. (2014, Sep. 30). Schizophrenia and Dissociative Disorders: Crash Course Psychology #32 [Video]. Youtube. https://youtu.be/uxktavpRdzU

Lindberg, R. (2018). Myths in Schizophrenia. Angelo State Üniversitesi

McGough, C. (2017, Sep. 5). I Am Not A Monster: Schizophrenia [Video]. TED. https://amara.org/en/videos/kmaWzgZtWAec/tr/1956071/

Sungur, M. Z. (2000). Şizofreni: Mitler ve gerçekler. Klinik Psikiyatri Dergisi3, 5-12.

Üçok, A.. (2003). Şizofreni hastası neden damgalanır? Klinik Psikiyatri, Ek1, 3-8.

Post Author: gipder

Bir Cevap Yazın