Site Loader

Varoluşumuzdan bu yana kişilik kavramı hala tartışılmaktadır. Kişilik kavramı eski Yunan tiyatrosunda kullanılan latince terim olan [persona] adından ortaya çıkmıştır. Aktör tarafından kullanılan maske farklı bir bireyi karakterize etmektedir. Persona zamanla yanılsama ve aynalama çağrışımını yitirmiş, sahte kişilik yerine gerçek kişiliği ve gerçek özellikleri temsil etmeye başlamıştır. Peki gerçek kişilik nedir?  Sıkça anketlerde karşılaştığımız sorular: “İnsanlardan ayırt edici özelliğiniz nedir, kendinizi ne kadar tanıyorsunuz”. Bu ve benzeri sorular basit göründüğü kadar bir o kadar da karmaşıktır. Kişilik kişinin kendini bilmesi, zaman ve duruma göre tutarlı davranış kalıplarının olması, bireyin ayırt edici belirgin özelliklerini kapsar.  Günlük yaşamda insanlara veya duruma bağlı belirgin bir davranış tutumu sergileriz. Örneğin: rekabetçi birey her ortamda rekabetçidir ya da içe dönük bir insan ilişkilerde genel olarak aynı tutumu korur. Ancak kimi insan ise olaylara göre bazen farklı tutum gösterir ve sürekli ya da zaman zaman taktığı maskenin arkasına sığınır. İstediği kişiliğe ya da toplum tarafından istenilen kişiliğe bürünür. Bu durum gayet sıradandır. 

Ancak eğer davranışlarda bir bütünlük yoksa ve değişkenlik ve tutarsızlık olması gerekenden fazla ise, oldukça katı ve sıkı kişilik özellikleri barındırıyorsa, tüm bunlar öznel problem yaratıyorsa, ilişkilerinde süreklilik sağlamıyorsa ve toplumsal adaptasyonu ve işlevselliği bozuyorsa kişilik bozukluğu tanısı konabilir. DSM-IV e göre “bireyin ait olduğu çevre ve kültürün beklentilerinden sapan, süreklilik ve katılık arz eden içsel yaşantı ve davranış örüntüsü “olarak tanımlanır. (Konduz, 2015). Bireyin benliğine yerleşen bu davranış örüntüleri toplum ile uyum sağlama amacı güdülmeden sürdürülür. Kişinin hem mesleki yaşantısında hem de toplumsal yaşantısında kopukluklar veya bozukluklar yaşamasına neden olur. Kişilik bozukluğu genelde ergenliğin son evresi ya da erken erişkinlik dönemlerinde şekillenmeye başlar. Kişilik bozukluğuna sahip bireyler çevreye uyum sağlamak için çabalamak yerine çevresini manipüle etme yeteneğine sahiptir. Bu bireyler duygularını ve düşüncelerini ifade ederken sıkıntı yaşarlar. Bu sebeple sosyal ilişkilerinde bozulmalar ve dürtü-kontrol kayıpları görülür.  Kişilik bozukluğu için kesin kanıt oluşturmasa da yapılan araştırmalarda genel olarak bu semptomlar ortaya çıkmıştır. Kişilik bozukluklukları A B ve C kümesi olmak üzere üç kümede incelenir. Bu yazımda A kümesi kişilik bozukluğunu detaylı bir şekilde ele alacağız. 

Paranoid Kişilik Bozukluğu : (Dünya çok tehlikeli bir yer ) 

Paranoid kişilik bozukluğu olan bireylerin temel inancı dünyanın tehlikeli ve sürekli olarak insanların kötü niyetli olduğunu düşünürler. A kümesi kişilik bozukluğunda temel olarak görülen kuşkuculuk Paranoid (paranoya) kişilerde had safhadadır. İnsanların normal davranışları ve onlara yaklaşımlarını hep aşağılayıcı, tehdit edici, aldatıcı ve alaycı olarak algılayan aşırı duyarlılık hali içerisindedir. Hayatta hep bir şeyleri alt etmeyi amaçlayan ya da hep kötülüklerden kaçan ve sürekli kendisini koruması gerektiğini inanan bir tutum sergilerler (en yakın arkadaşları aileleri dahil). Harry Stack Sullivan’a göre paranoidler yalnız  aşağılık duygularıyla güvensizlik yaşamaz eksik yönleri için başkalarını kolayca suçlarlar. Zor durumda kaldıkları zaman yakın  arkadaşlarının kendisini görmezden geleceğine ya da saldıracağına inanırlar. Bu kişilik bozukluğu toplumun yaklaşık %0,5-2.5‟inde görülür. Şizofreni ve sanrılı bozukluk gibi psikotik bozukluğu olan kişilerin ailelerinde ve erkeklerde daha sık ortaya çıkar (Sadock ve Sadock 2009; Köroğlu ve Bayraktar 2010). 

İnsanlara karşı düşmanca yaklaşımları bağlanma geliştirebilmelerine engel olur. Nancy McWilliams’a göre Paranoid kişiliklerde en temel ifade yansıtma     mekanizmasıdır. (savunma mekanizması)  Yansıtma da, kişi var olan duygu ve düşünceleri karşıdaki kişiye aktarır veya yansıtır ve kendilerinde olan bu özelliklerin onlarda da var olduğunu düşünür. Bu yolla savunma mekanizması duygularını, altta yatan arzularını bastırdığını belirtir. Örneğin; “ben bu adamdan hoşlanmıyorum ve onu sıkıcı buluyorum”. diyen biri daha sonra düşüncesini “o benden hoşlanmıyor ve beni sıkıcı buluyor” a dönüştürür. Onların dünyaya karşı bu denli güvensizlikleri çocukluk dönemlerinde sert cezalandırılmalar veya aile tarafından sömürülmeler ele alınabilir. 

DSMV yedi kriter (dördü ya da daha fazlası tanı konulması için yeterlidir.) 

1-Temeli olmadan insanların kendisini aldattığından, kullandığından, sömürdüğünden ya da kendisine kötülük yaptığından kuşkulanır. 

2-Arkadaşlarınının ya da iş arkadaşlarının kendilerine olan bağlılıkları ve güvenirliklerinden yersiz kuşku duyulur. 

3-Başkalarına sır vermezler çünkü söylediklerinin kendisine karşı kullanılacağı korkusu vardır. 

4-Sıradan söylemlerden ya da olaylardan aşağılama alay etme göz korkutma vb. Anlamı çıkartır. (Pireyi deve yapmak) 

5- Sürekli kin tutar (kendisine yapılan saygısızlık incitme küçümseme kesinlikle hoş karşılamaz bu tarz davranışlara karşı bağışlayıcı değildir.) 

6- Nedensiz yere insanların bazı davranışlarını kişiliğine bir saldırı olarak algılayarak hemen öfkeyle karşılık verirler. 

7- Eşi ya da cinsel birliktelik yaşadığı kişi tarafından aldatılabileceklerine dair yersiz kuşkuları vardır (sadakatine inanmaz). 

Tedavi Süreci:

Genellikle psikoterapi temel tedavi seçeneğidir. Psikoterapi Paranoid kişiliğe baş etme becerileri güven, iletişim, empati, sosyal ilişkiler ve benlik saygısı kazandırır. Diğer yandan Bilişsel-davranışçı terapi bağnaz düşünce kalıplarını ve uyumsuz davranışları düzeltilmesinde etkilidir. Hastaların davranışlarını yönlendiren duygularını anlamlandırmalarına yardımcı olan psikoterapötik tedavi yöntemidir. Bu süreçte birey olumsuz yıkıcı düşünce kalıplarını tanımlayarak nasıl değiştirileceğini öğrenir. Kişilerin şüphe oranı ailelerine arkadaşlarına ve insanlara karşı düşer. Tedavi sürecinde sadece terapi yeterli kalmaya bilir bu durumda ilaç tedavisi de yapılabilir. Fakat yalnız ilaç kullanımı da tedavi için çözüm değildir, psikoterapi ile birlikte olmalıdır.

Şizoid Kişilik Bozukluğu: (Yalnız kalmayı seviyorum) 

Şizoid Kişilik Bozukluğuna sahip bireyler sosyal ilişkilerde genellikle başarısız olan, duygularını belli edemeyen ve bu sebeple insanlara karşı duyarsız ve soğuk görünen çekingen yapılarından ötürü ilişkilerden uzak kalan ve yalnız kalmayı tercih eden ve seven kişilerdir. İçe dönük kişilikleri, otistik düşünme biçimleri, pasif-agresif yapıları, duygusal küntlük yaşamaları, yalnız kalmayı sevdikleri için sosyal ortamlardan kendilerini soyutlarlar. Bu bozukluğun toplumun %7,5‟ini etkilediği öne sürülmektedir; şizofrenik yakınları olanlarda ve erkeklerde daha sık görülür (Sadock ve Sadock 2009; Köroğlu ve Bayraktar 2010). Şizoidlerle ilgili mitlerden biri duygusuz ve merhametsiz olmalarıdır. İnsanlardan uzak durmaları soğuk tutumlarına rağmen Şizoidler merhametsiz değildir. İletişimi yavan ve kişisellikten uzaktır çünkü insanlara bağlanmada başarısızdırlar. 

DSMV yedi kriter; (dört kriterin ya da fazlasının olması ile tanı konulması için yeterlidir.) 

1-Aile üyeleri dahil, fiziksel temaslardan kaçınırlar, yakın ilişkilerden hoşlanmazlar. 

2-Bulundukları etkinlikte her zaman tek olmayı tercih ederler. 

3-Bir başkasıyla cinsel ilişkide performans sıkıntısı olmasa bile istek ve ilgileri çok azdır. 

4-Gittikleri etkinlikten diğer insanlara kıyasla çok az zevk alırlar. 

5- Birinci derce akrabaları (aile üyelerinden biri ) ya da çok yakın arkadaşı dışında sırdaşı yoktur. 

6- İnsanların övgü ve yergisine karşı ilgisizdirler. 

7-Duygusal olarak soğuk ve kopuktur, tekdüze duygulanımları vardır. 

Şizoid kişiler kişiliklerini tam algılayamadıkları için çelişkili istekler duygular, dürtüler ve düşünceler arasında sürekli bocalar. Kimileri sanata, entelektüel hobilere düşkünken kimilerinde dış dünya da iç dünyada yetersiz ve kısıtlıdır. Genel olarak fazlasıyla kıskanç gururlu ve kinci olabilirler Aile üyelerine karşı ise duyarlı alıngan ve kuşkucu yaklaşabilirler. 

Tedavi Süreci:

En etkili terapi yöntemi konuşma terapileri ve psikoterapisttir. Sorun olarak görülen davranışların değişimini hedeflerler kimi zaman psikoterapi hayat boyu devam eder bazen de kısa sürede sonuç verir. Özellikle tedavi için zorluk yaşatan kısım Şizoid kişilik bozukluğu olan bireyin terapiye katılmayı istememesi bir başkasının ısrarı ile terapiyi sürdürmesidir. Ancak güven ile kurulan doktor ilişkisinde tedavi başarıyla sonuçlanır.  Grup terapileri bir diğer seçenektir. Bu sayede kendilerine benzer insanlarla etkileşim kurabilirler.ve sosyal etkileşimleri artar. Bir diğer yöntem ise İlaç tedavisidir hastalığın derecesine göre ve karar verilir, amaç kaygı ve depresyonu azaltmaktır. Kişi tedaviyi aksatmamalı ve verilen ilaçları düzenli kullanmalıdır. 

Şizotipal Kişilik Bozukluğu: (Neye inanacağımı bilmiyorum) 

Bilişsel veya algısal bozulmaların yanı sıra aniden kısa sürede yakın ilişkilerinde problem yaşarlar ve tuhaf davranışlar sergilerler. Paranoid ve Şizoid kişiliği kapsayan nitelikte kişilik örgütlenmesi olduğu için benzer belirtiler gösterirler; özellikle yalnız kalmayı sever, yakın ilişkiler kurmayı reddeder, toplumsal ortamlarda endişeli hissederler ve her şeye karşı kuşkucu ve şüpheci tutumda yaklaşırlar. Örneğin; insanların kendileri hakkında konuştuklarına veya zarar vermeyi amaçladığına inandıkları için her zaman tetikte olup tehlikeleri sezinlemeye çalışırlar. Şizotipal Kişilik Bozukluğu toplumun %3‟ünde görülür; erkeklerde daha sık ortaya çıkar (Sadock ve Sadock 2009; Köroğlu ve Bayraktar 2010). Genelde neye nasıl inanacaklarını bilmeden duyduklarına okuduklarına gördüklerine çabuk inanıp kendi fikirlerini inşa ederler. Şizotipal kişilik bozukluğu ile şizofreni arasında ilişkisi hala tartışmalı bir konu olmakla birlikte şizofreni, kişinin gerçeklik algısında ciddi oranda bozukluk varken Şizotipal kişilikte ise gerçeklikten tamamen kopmadan fakat tuhaf totem, batıl inanç ve davranışların olduğu durumdur. Kişide ilk ortaya çıkışı çocukluk veya genel olarak ergenlik döneminde yaşıtlarıyla ilişkilerde kopukluk, okul başarısında düşüş, olağan dışı düşünceler, anksiyete ve aşırı duyarlaşma ile kendini gösterir. 

DSMV Dokuz Kriter ile Tanı (beşinin, ya da daha fazla kriterlerin bulunması tanı konulması için yeterlidir.) 

1-Alınma sanrıları (referans düşünceleri; aslında yokken, çevrelerinde olan olayların kendisiyle ilişkili olduğu düşüncesine kapılma), (alınma sanrılarını içermez). 

2- Davranışları etkileyen kültürel değerlere uyumsuz olağan dışı inanışlar ya da büyüsel düşünce (batıl inanç, totem, altıncı his, telepati, geleceği görebilme) inançlar, gençlerde ve çocuklarda olabilirliği olmayan düşünsel uğraşlar ve düşlemler 

3- Olağan dışı algısal yaşantılar (örneğin; kaybettiği sevdiği insanın etrafında hala dolaştığını iddiası olabilir.) ve içeriğinde bedensel illüzyonlar görülür. 

4-Yadırganacak denli olağan aykırı düşünüş biçimi ve konuşma (örneğin: basmakalıp, mecazi, metaforik, çevresel) 

5- Paranoid düşünce yapısı ve kuşkuculuk 

6- Uygunsuz veya kısıtlı duygulanım vardır. 

7- Alışılagelmişin dışında sıra dışı davranış veya görünüm 

8- Birinci derece akrabalarının (aile üyelerinin) yakın arkadaşlarının dışında sırdaşlarının bulunmaması 

9- Yakınlaşmanın azalmaya etkisinin olmadığı toplumsal kaygıya, Paranoid kuşkular eşlik eder. 

Tedavi Süreci: 

Kanıtlanmış etkin bir tedavi yöntemi olmasa da Şizotipal kişilik bozukluğunun yönetilmesine yardımcı olan çeşitli terapi yöntemleri vardır. Bunlar başlıca Bilişsel Davranışçı Terapi, Destekleyici Terapi ve Aile Terapileridir. Kişiye en uygun terapi yöntemi seçilir ve bu şekilde tedaviye başlanılmış olur. İçlerinden hangisi olursa olsun kişilik bozukları kişinin hayatını olumsuz etkileyen bir durumdur ve tedavi edilmesi şarttır. Kişiler tedavi sürecinde ve tedavi sonunda kendilerinde ki değişimi gördükleri zaman sanki fazladan takmış oldukları o maskeyi çıkartmış gibi hissederler.

İrem LEYLAK/ İstinye Üniversitesi

KAYNAKÇA 

American Psikiyatri Birliği. Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal Elkitabı, Beşinci Baskı (DSM 5), Tanı Ölçütleri Başvuru elkitabı’ından (çeviri ed. E Köroğlu) Ankara, Hekimler Yayın Birliği, 2013

Beck, A. T., Davis, D. D., & Freeman, A. (Eds.). (2015). Cognitive therapy of personality disorders. Guilford Publications. (244-275) 

Bentall, R. P., & Taylor, J. L. (2006). Psychological processes and paranoia: implications for forensic behavioural science. Behavioral Sciences & the Law, 24(3), 277–294. 

Burger JM. Personality. 8th Ed. California: Wadsworth; 2010. p.39-67. 

Konduz, N. (2016). DSM-5’e göre kişilik bozukluğu tanısı alan hastaların kişilerarası işlevsellikte yetersizlik düzeyleri (Master’s thesis, Adnan Menderes Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü). 

Köroğlu E, Bayraktar S. Kişilik Bozuklukları. 2. Baskı. Ankara: Hekimler Yayın Birliği; 2010. p.7-30

Post Author: gipder

Bir Cevap Yazın