Site Loader

Psikanaliz biliminin kurucusu Avusturyalı nörolog ve psikolog Sigmund Freud, psikoanalitik teoriyi açıklarken bilinçdışı güçlerin kişiliğin belirleyicileri olarak hareket ettiğini ve davranışlarımızın çoğunun bilinçaltı tarafından motive edildiğini söyler (Freud, 1902). Freud’a göre kişiliği anlamak için bilinçli farkındalığın içeriğinden çok daha fazlası gerekiyor ancak kendini bilinçli farkındalıktan sakladığı için bu içeriği anlamak zor ve anlamak için rüya çalışmaları gibi dolaylı yöntemler kullanılması gerekiyor.

Bilinçaltının bir kısmı, akademik-prosedüral bilgi ya da belirli anılar gibi tehdit edici olmayan ve kolayca akla gelen materyalleri içeren ön bilinçten oluşur. Bilinçaltının derinliklerinde, günlük yaşamdaki iç çatışmaların farkında olmak, tehdit edici içeriklerinden dolayı sürekli acı ve strese neden olacağı için gizlenen içgüdüsel dürtülerimiz vardır, yani bilinçdışı bu tür içerikler için güvenli bir saklama yeridir.

Kişilik; id (altbenlik), süperego (üstbenlik) ve egodan(benlik) oluşan üç ayrı ama etkileşimli bileşenden oluşur(Feldman, 2017). İd, zevk ilkesine göre çalışan ve açlık, cinsellik, saldırganlık gibi ilkel dürtülerden gelen, gerilimi azaltmaya çalışan kişiliğin içgüdüsel, örgütlenmemiş parçasıdır. Doğuştan gelir. Amaç, gerilimin azaltılması ve memnuniyetin en üst düzeye çıkarılmasıdır; ancak sosyal ve kültürel normlar dikkate alındığında her zaman isteklerimize sahip olamayız. Süperego, ebeveyn ve okul eğitimi gibi toplumun haklarını ve yanlışlarını temsil eden, davranışımızın ahlakını sert bir şekilde yargılayan kişilik bileşenidir. 3 yaştan sonra gelişmeye başlar, idealist prensipte çalışır ve uygunsuz davranışları cezalandıran vicdanı içerir, ancak gerçekçi olmayan mükemmellik odaklıdır. İd ve süperegonun arasında ego, gerçeklik ilkesine göre çalışır ve kimliğin arzuları ile dış dünyanın nesnel gerçekliklerini dengelemeye çalışan kişilik bileşenidir. Amacı içgüdüsel enerjiyi kısıtlamak ve bireyin güvenliğini sağlamak için bireyin toplumla bütünleşmesine yardımcı olmaktır. Kısacası ego; karar verme, irade, problemçözme gibi kişiliğin yönetici kontrol kısmı üzerinde çalışır.

Yüksek kaygı, yoğun ve olumsuz duygu deneyimidir. Günlük hayattaki gerçekçi korkulardan doğabildiği gibi kişinin irrasyonel dürtülerinden de kaynaklanabilir. Kişi, çevreye uyum sağlamak için çaba gösterir. İdden gelen istekler yerine getirilmeye çalışılırken, süperegonunkurallarına da uyulmaya çalışılır. Eğer süperego, idden gelen isteklerin doyurulmasına izin vermezse ve katı kuralları benliği zorlarsa, nevrotik kaygı meydana gelir. Nevrotik kaygı da yüksek kaygının yüzeye çıkması ve kişiyi, kaygıyı kontrol edemeyecek hale getirmekle tehdit etmesidir. İnsanlar nevrotikkaygıyla başa çıkmak için belirli stratejiler geliştirir ve bunlarsavunma mekanizmaları diye adlandırılır. Savunma mekanizmaları, insanların gerçeği çarpıtarak ve kaygının kaynağını kendilerinden gizleyerek kaygıyı azaltmak için kullandıkları bilinçsiz stratejilerdir (Freud, 1936). Bu savunma mekanizmaları benliği kuvvetlendirici etkilerde bulunurlarsa sağlıklı, benliğin işlevini engelleyici etkilerde bulunurlarsa normal dışı olarak kabul edilirler, tıbbi ve psikolojik olarak ilgilenilmeleri gerekir. Freud’a göre hepimiz bir dereceye kadar savunma mekanizmalarını kullanıyoruz. Yeterli olmadıklarında nevrotik kaygıyı kontrol altında tutmak için dikkatin büyük bir kısmının kullanılması gerekiyor ve bu durum, kaygıya dayalı zihinsel bozukluklara neden olabilir (Freud, 1936).

Belli başlı birkaç savunma mekanizmasının açıklamaları ve örnekleri aşağıdaki gibidir (Feldman, 2017; Karakaş, 2021):

Bastırma (Repression): 

Yüksek kaygı uyandırabilecek düşüncelerin bilinçaltına itilerek bastırılmasıdır. Ego, kabul edilemez veya hoş olmayan düşünce ve dürtüleri bilinçten dışarı iter, ancak onları bilinçaltında tutar. Böylelikle olumsuz düşüncenin etkisi altında ortaya çıkabilecek kaygı önlenmiş olur. Tehlike anlarında ya da dramatik durumlarda bireyin öz denetim sağlamasına ve olayın ilk etkilerini hafifletmeye yardımcı olsa da bastırılan bu duygu, dürtü ve düşünceler, simgesel ve dolaylı biçimlerde kendini gösterebilir ya da kişinin olay ve durumlarla yüzleşmesini engelleyip gerçeklik ve bilinçten uzaklaşmasına neden olabilir.

Yaşadığı travmadan sonra bir kadın tecavüze uğradığını hatırlamayabilir. Bir çocuk babasının vefatını kabul etmeyip cenazeye katıldığını unutabilir ya da sanki babası hala yaşıyormuş gibi geçmişte yaptıkları aktiviteleri sanki hafta sonu yapmış gibi arkadaşlarına anlatabilir. İki durumda da yaşanan acılı durum bastırılmıştır.

Gerileme (Regression):

Gereksinimler, o an yaşa ve zamana uygun olarak gerçekleştirilmezse insanlar gelişimin daha erken bir aşamasındaymış gibi davranırlar.

Kişi oda arkadaşıyla tartıştıktan sonra başka bir odaya geçip surat asabilir. Küçük bir çocuk, kardeşi yeni doğduğunda daha önceden tuvalet eğitimi almış olsa da yerlere tuvaletini yapabilir. Her ikisinde de bireyler yaşlarına uygun davranmak yerinde daha erken gelişim evrelerine göre davranmışlardır.

Yer/Yön Değiştirme (Displacement):

İstek ve kızgınlıkların asıl tepki öğesine değil de daha az zarar gelecek bir öğeye yönlendirilmesi veya verilmesi normal olandan başka bir tepkinin gösterilmesidir. İstenmeyen bir duygu veya düşüncenin ifadesi, daha tehditkâr, güçlü bir kişiden daha zayıf birine yönlendirilir. 

Bir ağabey, öğretmeni ona kötü not verdikten sonra küçük kardeşine bağırarak acısını ondan çıkarabilir. Küçük kardeş ablasına kızdığı zaman bardağını duvara fırlatarak kırabilir. Bir örnekte, öfke duyulan özne değişmişken;diğerinde öfke nesnesi değiştirilmiş ve tutum buna göre yaşanmıştır.

Mantığa Uydurma (Rationalisaton):

İnsanlar, davranışlarının gerçek ama tehdit edici nedenini kabul edilebilir kılmak için kendi kendilerini haklı çıkaran açıklamalarda bulunurlar. Başarısız ya da üstünden gelinemeyen durumun mantıksal açıdan ele alınması ve zaman zaman mazeretler bulunması, kişinin davranışını olduğundan daha az yanlış ve farklı gösterme eğilimindendir.

Büyük bir sınavdan önceki gece içmeye çıkan bir öğrenci, testin o kadar da önemli olmadığını söyleyerek davranışını gerekçelendirebilir. Sınavlara her zaman çok çalışan bir öğrenci son testte kopya çekmesini başka birçok kopya çeken insan tanımasıyla gerekçelendirebilir ve yaptığı davranışın çok da kötü olmadığını savunabilir. Burada da görüldüğü üzere vicdani bir rahatlama sağlama amacıyla yapılan yanlış davranış, neticenin önemsizliğiyle vurgulanmış ya da genelin hareketlerine benzeştirilmiştir.

Yadsıma/İnkar (Denial):

İnsanlar kaygı üreten bir bilgi parçasını kabul etmeyi reddederler. Kabul etmesi zor ve rahatsızlık verici türdeki durum ve olaylar sonunda yaşananların varlığı ve yaşandığı inkâr edilebilir, böylece yaşananın yaratabileceği dramatik duygular ya da zorluklardan kurtulmak ve kaygı önlenmeye çalışılır.

Bir öğrenci bir dersten kaldığına inanmayı reddedebilir. Birkaç kez alkollü araç kullanmaktan tutuklanan birey alkolle ilgili bir sorunu olduğuna inanmayabilir. Örneklerde, kabul edilmesi zor durumun varlığı reddedilmiştir.

Yansıtma (Projection):

Bireylerin kendilerinde fark ettikleri kusurları başkalarında görme eğilimidir. İnsanlar istenmeyen dürtüleri ve duyguları, kendi eksikliklerinin ve yenilgilerinin sorumluluğunu bir başkasına atfederler.

Eşine karşı sadakatsiz olan ve kendini suçlu hisseden bir kişi, eşinin kendisini aldattığından şüphelenebilir. Arkadaşına çok kızan biri, kendisine kızgın olanın o olduğunu haykırabilir. Burada kendi düşünceleri sanki karşı taraftan gelmiş gibi bir izlenim oluşmuştur.

Yüceltme (Sublimation): 

İnsanlar istenmeyen dürtüleri sosyal olarak onaylanmış düşünce, duygu veya davranışlara yönlendirir. Yüceltmeler, cinsel içgüdü gibi ilkel nitelikteki eğilim ve isteklerin amacının daha yüksek bir seviyeye yükseltilmesini içerir ve bu durum insanların topluma ve kültüre katkıda bulunmalarına izin verir. Gerçekleştirilemeyecek ya da gerçekleştirilmesi uygun olmayan gereksinimlerin düşünsel olarak gerçekleştirilmesidir, bireysel tutumlar topluma böyle kabul ettirilir.

Güçlü saldırganlık duyguları olan bir kişi asker olabilir. Bir boksör bu spora yönlenmesindeki başlıca etken içindeki yoğun öfke olabilir. İnce ruhlu ve âşık bir birey sevgilisine duyduğu özlemi resim yaparak ya da şiir yazarak aktarabilir. Topluma karşı gelmeden yaptıklarına yön verirken içgüdüsel olarak hissettikleri onlara yol gösterir.

Ters Tepki Oluşturma (Reaction Formation):

Bilinçsiz dürtüler bilinçte karşıtlarıyla ifade edilir. Yanlış olduğu düşünülen durum ve dürtüler yoğun olduğunda kişi, bunları baskılamak için isteklerin tam karşıtı olan bilinçli tutumları geliştirir ve böylece kendini korumaya çalışır. Bu durum içsel dürtülerin engellenmesini sağlar ve duyguları bilinç düzeyinde tutar. Kişiler sadece kendilerini değil yakın çevrelerini de kısıtlayıcı tavırlar sergilediği için yakın alanlarını dar tutarlar ve böylece kendilerini koruduklarına inanırlar; bu tutum, onların yeniliğe ve değişikliğe de uzak kalmalarına neden olur.

Çocuğuna bilinçsiz olarak içerleyen bir anne, çocuğa karşı aşırı sevgi dolu davranabilir. Oda arkadaşından nefret eden bir öğrenci, birlikte yemek için güzel bir akşam yemeği hazırlayabilir. Burada hissettikleri tam tersi biçimde davranışlara dönüşmüştür.

NUR ATEŞ

KAYNAKÇA

Feldman, R. S. (2017). Understanding psychology (13th ed., International ed.). New York, NY: McGraw-Hill. 

Freud, A. (1936). The ego and the mechanisms of defence [Ego ve savunma mekanizmaları]. Int. Univ. Press, 1946.New York. 

Freud, S. (1902). The origins of psycho-analysis. Letters to Wilhelm Fliess, drafts and notes: I887-I902 [Psikanalizin kökenleri. Wilhelm Fliess’e mektuplar, taslaklar ve notlar: 1887-I902]. Bonaparte, M., Freud, A. ve Kris. E. tarafından düzenlendi. Basic Books, Inc., 1954. New York.

Karakaş, S. (2021, Temmuz 2). Savunma Mekanizmaları. Psikoloji Sözlüğü, http://www.psikolojisozlugu.com/searchapi1?search_api_views_fulltext=savunma+mekanizmaları

Post Author: gipder

Bir Cevap Yazın