Site Loader

Tüm dünyada baş gösteren salgın sürecinin fizyolojik etkileriyle beraber psikolojik etkilerinin de yadsınamaz boyuta ulaştığını hepimiz biliyoruz. Karantina süresince kendimizi geliştirmek adına birçok şey yapmaya çalıştık. Kitaplar okuduk, filmler izledik. Psikolojik sağlamlığımızı korumak adına içsel bir dönüşüm içinde bulduk kendimizi. Fakat bu sürecin uzamasıyla beraber stres, kaygı düzeyinde şiddetli bir artış yaşadık.

Kaygı, ilkel dönemlerden itibaren insan içine yerleşen,insan içinde yer edinen bir duygudur. İnsanın sosyal bir varlık olduğunu göz önünde bulundurursak, virüsün yaratmış olduğu belirsizlik ile verilen reaksiyonların çoğu normaldir. Çünkü belirsizlik en kötü ihtimalden daha acı verici bir durumdur. Bu belirsizlikle beraber birçok planımız sekteye uğradı. Birçok duygu karmaşası yaşandı ve duygu durum gelgitleri birçok felaket senaryosunu kurgulamamıza sebep oldu. Sosyal etkileşimden uzak olmak, sosyal izolasyona mecbur kalmak hepimiz için travmatik bir durum oluşturdu. Çünkü bu durumların insan doğasına aykırı olduğunu biliyoruz. İnsan, fıtratı gereği etkileşim içinde olan, sosyalleşme gereği duyan bir varlıktır. Bu süre zarfında bireylerin özgürlüğünden mahrum kalması, zihninde tasarladığı planları pratiğe dökememesi kendi içinde bir engellenmişlik hissi uyandırdı. Bu engellenmişlik hissi bireylerin agresif tepkiler vermesine sebep oldu. Sosyal ilişkilerin bozulmasına sebep oldu.

Çok iyi biliyoruz ki psikolojik sağlık ve beden sağlığı arasında kuvvetli bir bağ vardır ve bu bağ bir bütünü oluşturur. Sanılanın aksine stresin belirli bir düzeyde olması bireye fayda sağlayacaktır. ‘’Östres’’ dediğimiz kavram burada devreye girmiş oluyor. Ama aksi durumda yoğun stres bireye birçok travma yaşatabilir. Karantina sürecinden sonra çok fazla duyduğumuz ‘’yalnızlık korkusu’’ bu travmalardan sadece biri. Üzerinde tartışılan bir konsept olarak yalnızlığın birçok yönleri olmasına rağmen doğru bir teori seviyesinde hiçbir zaman sistematik ve tam olarak ifade edilememiştir (Derlega & Margulis, 1982).

Yalnızlığın deneysel olmayan tanımları pozitif ve negatif çağrışımlarla doldurulmuştur. Pek çok yazar bu farklılıkları bir ihtilaf olarak görmüşlerdir ve bu ihtilaf, kabul edilebilir veya pozitif yalnızlık ya da kabul edilmez ve negatif yalnızlık arasında sürekli bir aralıkta gerçekleşir. Yalnızlık ne zaman ki yaratıcı, üretken ve olgunlaştırıcı olarak görülürse o zaman pozitif olarak düşünülür (Adler, 1993; Moustakas, 1961) ve ne zaman ki fiziksel duygusal veya sosyal yabancılaşma veya kendisinden ve diğerlerinden soyutlanma olursa negatif yalnızlık olarak kabul edilir. Yalnızlık hissi negatif yalnızlık tartışmasında artar. Çünkü o duygusal psikolojik ve sosyal soyutlanmanın göstergesi olarak düşünülür. (Paula, 2011).Bireyler yalnız kaldığı anlarda nefes darlığı, fenalık geçirme, titreme, psikolojik olarak yüksek ateş hissine kapılıyor.Yaygın olan hastalıklardan bir diğeri ise obsesif kompülsifbozukluktur.

Obsesyon, istemsizce akla gelen, kişinin engelleme çabalarına rağmen inatçı bir biçimde tekrarlayan ve kişide klinik olarak belirgin bir sıkıntı oluşturan düşünce, imge ve dürtüleri tanımlamak için kullanılan terimdir. Obsesyon gelişiminde rolü olan etkenler içinde özellikle düşünceye fazla önem atfetme, abartılmış sorumluluk duygusu ve üstbilişlerin (metakognisyonların) önemli yeri olduğu öne sürülmüştür. Klasik bilişsel davranışçı kuram, karşılaşılan durumlara getirilen yorumların, o durumda yaşanacak duyguyu ve sonrasındaki davranışsal yanıtı belirleyen en önemli değişken olduğunu öne sürmektedir (Yılmaz ve ark., 2020). Dolayısıyla bu durumların artış göstermesiyle pandeminin psikolojik yıkımlarına şahitlik etmiş oluyoruz. Fakat unutmamamız gereken husus şu: Bu kişisel, bireysel bir durum değil. Tüm Dünyanın başına gelmiş, herkesin mustarip olduğu bir konu. Bunu bireysel olarak kodlamamalı, aşacağımıza dair olan inancımızı kaybetmemeliyiz. Bu etkilerle baş etmek için gündelik rutinlerimizi mümkün olduğunca sürdürmeliyiz. Her türlü önlemi alarak yaşam alışkanlıklarımızı sürdürmeliyiz. Bu durum pandeminin yarattığı kaosu, olağan dışılık duygusunu dağıtacaktır. İletişim imkanları, teknolojik imkanlar, sağlık imkanları, eğitimli toplumlar bu sorunla baş etmek için elimizdeki en güçlü silahlar. 

Bütün dünyada büyük bir mücadele veriliyor. Ve bu mücadele süresince iyimserliğimizi ayakta tutmalıyız, o yönümüze sarılmayız. Çünkü kötü düşünmek asla bir fayda sağlamaz aksine bir kaos ortamı, fırtına yaratır. Bu fırtınalardan korunmak için yolun güzelliğine, kendi Güneşimize sığınmalıyız. Çünkü evrende her şey bir düzen ve plan dahilinde işler. Bütün dünyada insanların çok büyük kısmı yaşadıkları döneme böyle bir salgının, böyle felaketlerin denk gelmesinden dolayı kendilerini şanssız olarak nitelendiriyor. Fakat şunu unutmamak gerek böyle dönemlerde suyu bulandırmak, bu tarz düşüncelere kapılmak bireyi güçsüzleştirir, mücadeleci ruhunu köreltir, karartır. Bu sebeple akışa, işleyişe güvenmeli öncelikle iç huzurumuzu, güvenli ortamımızı oluşturmalıyız. Geleceğe baktığımızda kendimizi güçlü tutmak için, iyimser kalabilmek için hâlâ iyi sebepler olduğunu unutmamalıyız. En kötü günde gelir, geçer, gider. Sonsuza kadar sürmez. Bozkırlardan geçen yollar illaki denizlere çıkar. J

                                                                                                               Mervenur Maral

                                                           KAYNAKÇA 

Adler. (1993). The psychotherapy of core borderline psychopathology. American Journal of Psychotherapy , 47, 194-205.  

Derlega, M. (1982). Social-psychological and privacy concepts. V. J. Derlega içinde, Loneliness: A Sourcebook of Current Theory, Research, and Therapy (s. 152-165). New York 

Moustakas, C. E. (1961). Yalnızlık ve Aşk. New York: Prentice-Hall.

Paula, K. (2011). Yalnızlık hissi. Dilbilimleri Akademik Araştırma Dergisi, 217-229.

Yılmaz, O., Boyraz, R. K., Kurtulmuş, A., Öztürk, A. (2020). OKB’de iç görünün obsesif inançlar ve üst biliş ile ilişkisi. Psikiyatri Hemşireliği Dergisi .

Post Author: gipder

Bir Cevap Yazın