Gençlerde Kaygı Bozukluğu Nasıl Ortaya Çıkar?
Günümüzde birçok genç, gelecek kaygısı, sosyal baskılar ve beklentiler nedeniyle psikolojik sorunlar yaşamaktadır. Bu sorunlar arasında en yaygın olanlardan biri kaygı bozukluğudur. Gençler için karmaşık bir süreç olan ergenlik dönemi, duygusal ve sosyal anlamda değişimlerin yaşandığı bir dönemdir. Bu dönemde yaşanan yoğun duygular, ilerleyen süreçlerde gençlerin hayatını etkileyebilecek düzeye geldiğinde bazı psikolojik bozukluklara dönüşebilmektedir.
Kaygı, tüm bireylerin yaşadığı doğal bir duygudur. Yeni ortamlardaki heyecanlar ve çeşitli durumlar karşısında hissedilen huzursuzluklar gayet doğaldır. Ancak bu duygular sürekli ve yoğun hâle geldiğinde, bireyin sosyal ilişkilerini, eğitim hayatını ve günlük yaşantısını etkilemeye başladığında bu durum kaygı bozukluğu olarak adlandırılır. Araştırmalara göre gençlerin çoğu, bu durumu fark ederek ya da farkında olmadan yaşamaktadır.
Bu bozukluğun ortaya çıkmasında birçok farklı etmen bulunabilir. Bu etmenlerden biri genetik faktörlerdir. Ailesinde kaygı bozukluğu veya benzer psikolojik rahatsızlıklar bulunan gençlerin, diğer gençlere oranla kaygı bozukluğu yaşamaya daha yatkın olduğu söylenebilir. Erken yaşta yaşanan travmatik deneyimlerin de varlığı durumunda, sorun daha derinleşebilmektedir.
Bu durumu etkileyebilecek diğer etkenlerden biri de gencin sosyal çevresi ve okul ortamıdır. Gençlerin yaşadığı sınav baskısı, akademik başarı beklentisi ve arkadaş ilişkilerindeki çatışmalar ciddi kaygılar yaratabilmektedir. İstanbul Gelişim Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada, sınav dönemlerinde artan beklentilerin öğrenciler üzerinde hem duygusal hem de fiziksel belirtiler yarattığı saptanmıştır. Gençler, başarısız olma korkusu ya da ailelerini hayal kırıklığına uğratma endişesiyle yoğun bir baskı hissedebilmektedir.
Kaygı bozukluğu yalnızca zihinsel değil, bedensel belirtilerle de kendini gösterebilmektedir. Kalp çarpıntısı, mide bulantısı ve titreme gibi durumlar bu belirtiler arasında yer almaktadır. Bu tür belirtiler bazen başka hastalıklarla karıştırılabildiği için kaygı bozukluğunun teşhisi gecikebilmektedir.
Ergenlik döneminde yaşanan kaygının ve bu kaygının yarattığı içsel sürecin doğru yönetilmesi, ilerleyen yıllarda kaygı bozukluğuna dönüşmemesi açısından oldukça önemlidir. Bu süreçte bireyin ailesi, arkadaşları ve öğretmenleri gibi sosyal çevresinden destek görmesi ve gerektiğinde bir uzmana yönlendirilmesi, bireyin geleceği adına önemli adımlardandır.
Özetle, gençlerde kaygı bozukluğu çeşitli içsel ve dışsal faktörlerin birleşimiyle ortaya çıkabilmektedir. Ancak bu sürecin fark edilmesi, gençlerin yalnız olmadıklarını bilmeleri ve desteklenmeleri sayesinde kaygının kontrol altına alınması mümkün olabilmektedir. Gençlerin yaşadıkları duyguları ifade etmelerine izin verilmesi, onları yargılamadan dinlemek ve destekleyici bir iletişim kurmak, bu sürecin sağlıklı bir şekilde atlatılmasında etkili olacaktır.
Kaynakça:
Altınışık, B., & Hacıömeroğlu, A. B. (2022). Sosyal kaygı bozukluğunun ergenlikteki yaygınlığı ve etkileri. Journal of Cognitive Behavioral Psychotherapy and Research.
American Psychiatric Association. (2013). Diagnostic and statistical manual of mental disorders (5th ed.). American Psychiatric Publishing.
Emiröğlu, Ö., & Baykara, B. (2013). Kaygı bozukluğu olan çocuk ve ergenlerde klinik değerlendirme. Journal of Cognitive Behavioral Psychotherapy and Research, 2(1), 10–24.
İstanbul Gelişim Üniversitesi. (2018). Sınavların ergenlik dönemindeki öğrenciler üzerinde yarattığı kaygı üzerine bir inceleme (Yüksek lisans tezi). İstanbul Gelişim Üniversitesi Akademik Arşiv.
Süt, S. (2018). Sınavların ergenlik dönemindeki öğrenciler üzerinde yarattığı kaygı: Lise öğrencileri örneği (Yüksek lisans tezi). İstanbul Gelişim Üniversitesi.
Wells, A. (1994). Cognitive factors in social phobia and their treatment. Behaviour Research and Therapy, 32(3), 307–317.
Rüveyda Sultan Horoz


Bir yanıt yazın