Toplumsal Krizlerin Ruh Sağlığına Etkisi
Her birimiz, seçimlerimize göre şekil verdiğimiz hayatlarımızı mutlu yaşamak isteriz. Fakat bazen sadece bizi değil, içerisinde yaşadığımız toplumu da sarsan büyük olaylar yaşarız. Bunlar; deprem, sel gibi doğal afetler; insan eliyle gerçekleşen savaşlar, teknolojik kazalar veya ekonomik krizler olabilir. Bu krizler bize fiziksel ve psikolojik yönden zarar verir. Kişi bu tür olaylar karşısında kendini savunmasız, çaresiz ve dehşete düşmüş hissedebilir; dünyanın güvenli bir yer olduğu inancı sarsılır ve bu durum toplum genelinde ortak bir yara hâline gelir.
Toplumsal krizlerin birey üzerindeki etkisinden bahsederken “kolektif travma” kavramını kullanıyoruz. Kai Erikson (1976), kolektif travmadan söz ederken bunun yalnızca bireylerin yaşadığı bir şok etkisinden ibaret olmadığını; etkisi altındaki toplumların temel bağlarının kopmasına neden olduğunu ve sosyal dokuyu zedelediğini belirtir. Bu temel bağların kopması; insanların birbirine duyduğu güvenin azalması, toplumun geleceğe dair hayaller kurmaktan ziyade bugünü kurtarmaya yönelik çaba harcaması ve ortak bir acı nedeniyle bireyin kendi kabuğuna çekilerek toplum içinde kendini yalnız hissetmesi sonucunda gerçekleşebilir. Krizin yaşandığı toplumda birey, hem kendi kaygısıyla hem de içinde bulunduğu toplumdaki ortak acı ve belirsizlik duygusuyla mücadele etmek zorunda kalır. Son araştırmalara göre, özellikle günümüzde televizyon veya dijital platformlar aracılığıyla kriz anlarına sık sık maruz kalmak, birey olayı doğrudan yaşamasa bile “ikincil travmatizasyon”a ve duygusal bir tükenmişlik hâli olan merhamet yorgunluğuna neden olabilir (Figley, 1995).
Krizin hemen ardından birey, hayatta kalma içgüdüsüyle yoğun bir akut stres tepkisi verir. Zihin, bir tehdit algısı içerisinde olduğu için savaş-kaç modunda takılı kalabilir. Bireyin bu alarm durumunu yatıştırabilmesi, psikolojik dayanıklılık açısından önemlidir. Krizin psikolojik etkileri üzerine yapılan çalışmalar, bu sürecin akut strese ek olarak uzun vadede bir anlam kaybına da yol açabildiğini göstermektedir.
Tüm olumsuz hava koşullarına karşı yapraklarını döken ve sonrasında yeniden yeşillenen bir ağaç gibi, insan ruhu da yeniden yeşerebilir ve eski formuna dönebilir. İnsanın yeniden kendi formuna dönebilme kapasitesine “psikolojik sağlamlık” diyoruz. Hatta başlangıçta yalnızca yaprakları olan bir ağaçken kendini yeniden toparlamayı öğrenen bu ağaç, zamanla dallarını çiçeklerle donatabilir ve geliştikçe çevresine meyveler de verebilir. Tedeschi ve Calhoun (2004) tarafından geliştirilen “Travma Sonrası Büyüme” modeli, insanın onu sarsan olaylardan eskisinden daha güçlü bir şekilde çıkabileceğini göstermektedir. Anlam kaybının doğurduğu gereksinimle yeniden bir anlam arayışına giren birey, yaşanan acı sayesinde daha derin bir farkındalık ve daha sağlam, yenilenmiş amaçlar edinebilir.
Bireyin kendine iyi gelmesi kadar, toplumsal bir yardımlaşma içerisinde toplumla birlikte yeniden yeşermesi de son derece önemlidir. Bu iyileşme süreci genellikle tek başına değil; toplum ile birey arasında kopan bağların güvenle yeniden örülmesiyle gerçekleşir. Bu doğrultuda Türkiye’de yapılan çalışmalar, sosyal desteğin ruh sağlığı üzerinde güçlü bir etkisi olduğunu göstermektedir (Şahin ve ark., 2020). İnsanların birbirine gösterdiği en küçük yardım bile, sarsılan “dünyanın güvenli bir yer olduğu” inancını yeniden inşa etmemize katkı sağlayabilir.
Sonuç olarak, ruh sağlığımız üzerinde derin yaralar bırakan toplumsal krizler bizi yoğun bir akut stres tepkisine sürükler. Bu dönemde hissedilen kaygı, krizin doğal bir sonucudur. İyileşme süreci ise yalnızca bireysel değil, toplumsal bir süreçtir. Kriz sonrası ruhsal sağlığımız için en güçlü ilaç sosyal destektir. Bu nedenle toplumsal dayanışma ve güven inşası, kolektif yas sürecinin sağlıklı bir şekilde yürütülmesine yardımcı olur. Ortak yaralar için iyileşme, birlikte atılan adımlarla başlar.
Kaynakça :
- Erikson, K. (1976). Everything in its path: Destruction of community in the Buffalo Creek Flood. Simon & Schuster.
- Figley, C. R. (1995). Compassion fatigue: Coping with secondary traumatic stress disorder in those who treat the traumatized. Routledge.
- Şahin, M. K., Aker, S., Şahin, G., & Tanyeri, M. K. (2020). Prevalence of depression, anxiety, and stress among healthcare workers during the COVID-19 outbreak. Journal of Community Health, 45(6), 1104–1113. https://doi.org/10.1007/s10900-020-00882-4
- Tedeschi, R. G., & Calhoun, L. G. (2004). Posttraumatic growth: Conceptual foundations and empirical evidence. Psychological Inquiry, 15(1), 1–18.
Funda İpek Akkurt


Bir yanıt yazın