Aşkın Psikolojisi: İnsan Neden Aşık Olur?

Aşk, insanlığın en eski ve en karmaşık duygularından biridir. Şairler onu kader olarak anlatmış, filozoflar anlamını sorgulamış, bilim insanları ise beynimizde ve psikolojimizde neler olduğunu anlamaya çalışmıştır. Günümüzde biliyoruz ki aşk ne yalnızca “kalbin işi” ne de sadece “kimyasallardan ibarettir.” Aşk; biyolojik, psikolojik, sosyal ve evrimsel süreçlerin aynı anda çalıştığı çok yönlü bir deneyimdir.

Aşk aslında beyinde başlar:

İnsanlar “Kalbim ona ait.” deseler de aşkın başladığı yer aslında beyindir. Birini çekici bulduğumuzda beynin ödül sistemi devreye girer. Bu sistem, bizi hayatta kalmamızı sağlayacak davranışlara yönlendiren aynı sistemdir.

Bu sırada özellikle dört önemli kimyasal rol oynar:

  • Dopamin: Mutluluk, heyecan ve ödül hissini oluşturur. Sevdiğiniz kişiden mesaj geldiğinde yaşadığınız ani sevinç ya da onu görünce hissettiğiniz coşku büyük ölçüde dopaminle ilişkilidir. Beyin, o kişiyi adeta bir “ödül” olarak algılar.
  • Oksitosin: Yakınlık ve güven hissini artırır. Sarılmak, el ele tutuşmak ya da uzun süre göz teması kurmak oksitosin salgılanmasını destekleyebilir. Bu yüzden zamanla “Ona güveniyorum.” hissi gelişir.
  • Serotonin: Aşkın ilk dönemlerinde serotonindeki değişimler nedeniyle kişi sevdiği insanı sürekli düşünmeye başlayabilir. Onun söylediklerini tekrar tekrar hatırlamak veya gün içinde sık sık aklına gelmesi bu yüzden olabilir.
  • Adrenalin: İlk buluşmada kalbin hızla çarpması, ellerin terlemesi veya heyecandan konuşamamak adrenalinin etkilerindendir.

Biliyoruz ki bizi heyecanlandıran her şey dikkatimizi çeker.

İlginç olan şu ki araştırmalar, yeni âşık olmuş insanların beyin etkinliklerinin bazı bağımlılık türlerinde görülen ödül sistemi aktivasyonuna benzediğini göstermektedir. Bu yüzden insanlar bazen “Onsuz yapamıyorum.” hissini gerçekten yaşayabilir.

“Onsuz yapamıyorum.” hissi, çoğu zaman gerçekten o kişi olmadan yaşanamayacağı anlamına gelmez. Bu duygu, beynin aşk sırasında çalıştırdığı ödül ve bağlanma sistemlerinden kaynaklanabilir.

Şöyle düşünelim:

Bir insan âşık olduğunda beyin, sevdiği kişiyi çok değerli bir ödül olarak kodlamaya başlar. Onu görmek, sesini duymak ya da mesajını almak beynin ödül sistemini harekete geçirir ve dopamin salgılanır. Zamanla beyin, bu ödülü tekrar tekrar istemeye başlar.

Bu nedenle:

  • Telefon sürekli kontrol edilir.
  • “Acaba yazdı mı?” diye sık sık düşünülür.
  • Mesaj gelmediğinde huzursuzluk hissedilebilir.
  • Birlikteyken rahatlayan kişi, ayrıldığında eksiklik hissedebilir.

Bu durum, beynin alıştığı bir ödülden geçici olarak mahrum kalmasına benzetilebilir. Nasıl ki çok sevdiğiniz bir şarkıyı tekrar tekrar dinlemek istersiniz ya da keyif aldığınız bir etkinliği özlersiniz, romantik ilişkilerde de beyin sevdiği kişiye yönelmeye eğilim gösterir. Bu yüzden bazı araştırmacılar, aşkın ilk dönemindeki beyin etkinliğinin bazı bağımlılık süreçleriyle benzer özellikler taşıdığını söyler. Ancak bu, aşkın bir bağımlılık olduğu anlamına gelmez.

Ayrılık yaşandığında ya da sevilen kişiye ulaşılamadığında beyindeki ödül sistemi hâlâ o kişiyi “istemeye” devam edebilir. “Belki geri döner.” umudunu bırakmakta zorlanabilir.

Bu durum zamanla azalır. Beyin yeni yaşama uyum sağladıkça ödül sistemi eski yoğun tepkisini vermemeye başlar ve “Onsuz yapamam.” hissi giderek zayıflar. Bu nedenle ayrılık sonrası yaşanan yoğun özlem genellikle kalıcı değildir; beynin yeni duruma uyum sağlama sürecinin doğal bir parçasıdır.

Kısacası, “Onsuz yapamıyorum.” hissi çoğu zaman gerçek bir çaresizlikten değil, beynin güçlü bağ kurduğu kişiyi yeniden aramasından kaynaklanır.

Neden Herkese Değil de Sadece Bazı İnsanlara Aşık Oluyoruz?

Psikologlar bunun tek bir cevabı olmadığını söylüyor.

  • Benzerlik
  • Farklılık
  • Yakınlık etkisi

“İlk görüşte aşk” hissi gerçek olabilir; ancak uzun süreli aşkın oluşabilmesi için zaman içinde güven, iletişim ve ortak deneyimlerin de gelişmesi gerekir.

Aşk Neden Bazen Mantığı Devre Dışı Bırakır?

Çünkü aşk sırasında beynin mantıklı karar vermede görev alan bazı bölgelerinin etkinliği azalabilir.

Bu nedenle insanlar:

  • Kusurları görmeyebilir.
  • Karşı tarafı idealize edebilir.
  • Kırmızı bayrakları fark etmeyebilir.

İlişki ilerledikçe yoğun romantik heyecan azalır ve kişi partnerini daha gerçekçi değerlendirmeye başlar.

Aşk Neden Zamanla Değişir?

İlk aylardaki yoğun heyecan sonsuza kadar sürmez. İlişkinin ilk dönemindeki tutkulu aşk, zamanla yerini daha sakin ama daha güçlü bir bağa bırakabilir.

İlk başta:

“Onu görmeden duramıyorum.”

Zamanla:

“Onun yanında kendimi evimde hissediyorum.”

Bu dönüşüm, sağlıklı ilişkilerde oldukça yaygındır.

İnsan Neden Yanlış Kişilere Aşık Olabilir?

Bazen insanlar tanıdık gelen ilişki kalıplarına, çözemedikleri geçmiş deneyimlere, ulaşılması zor kişilere ve kendilerini onaylayacak insanlara çekilebilir. Bu her zaman bilinçli bir seçim değildir.

Sonuç

Aşk, tek bir nedene indirgenemeyecek kadar karmaşıktır. Bir yandan beynimizdeki kimyasal süreçler bizi birine doğru çekerken, diğer yandan çocukluk deneyimlerimiz, kişilik özelliklerimiz, yaşam koşullarımız ve sosyal çevremiz kime âşık olacağımızı şekillendirir.

Belki de aşkı bu kadar etkileyici yapan şey tam da budur: Bilim, aşkın nasıl işlediğini büyük ölçüde açıklayabilir; ancak neden belirli bir insanın kalabalığın içinden bize farklı göründüğünü her zaman tam olarak açıklayamaz.

Kaynakça:

  • Aron, A., Fisher, H., Mashek, D. J., Strong, G., Li, H., & Brown, L. L. (2005). Reward, motivation, and emotion systems associated with early-stage intense romantic love. Journal of Neurophysiology, 94(1), 327–337. https://doi.org/10.1152/jn.00838.2004
  • Bowlby, J. (1988). A secure base: Parent-child attachment and healthy human development. Basic Books.
  • Eisenberger, N. I., Lieberman, M. D., & Williams, K. D. (2003). Does rejection hurt? An fMRI study of social exclusion. Science, 302(5643), 290–292. https://doi.org/10.1126/science.1089134
  • Fisher, H. (2004). Why we love: The nature and chemistry of romantic love. Henry Holt.
  • Fisher, H. (2016). Anatomy of love: A natural history of mating, marriage, and why we stray (2nd ed.). W. W. Norton & Company.
  • Hazan, C., & Shaver, P. R. (1987). Romantic love conceptualized as an attachment process. Journal of Personality and Social Psychology, 52(3), 511–524. https://doi.org/10.1037/0022-3514.52.3.511
  • Sternberg, R. J. (1988). The triangle of love. In R. J. Sternberg & M. L. Barnes (Eds.), The psychology of love (pp. 119–138). Yale University Press.

S. Yaren Yıldırım

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

g

An legimus similique intellegam mel, eum nibh tollit assentior ad. Mei ei platonem inciderint.

e