TETİKLENMEK: MESELE GERÇEKTEN SÖYLENEN MİYDİ?

“Bir anda neden bu kadar öfkelendim?”, “Aslında söylediği şey çok basitti ama neden bu kadar kırıldım?”, “Bunu neden bu kadar kişisel algıladım?” … Çoğumuzun bazı olaylardan sonra kendimize sorduğu bir soru bu. Bazen yaşadığımız olayın kendisinden daha büyük bir tepki verdiğimizi fark ederiz. Küçücük bir eleştiri bütün günümüzü etkileyebilir, birinin mesajımıza geç cevap vermesi içimizde yoğun bir huzursuzluk yaratabilir ya da sevdiğimiz birinin biraz uzak davranması bizi beklemediğimiz kadar kırabilir. İşte böyle anlarda sıkça kullandığımız bir kelime var: tetiklenmek.

Peki gerçekten tetiklendiğimizde ne oluyor? Tetiklenmek, bugün yaşadığımız bir durumun geçmişte yaşadığımız bazı duyguları, korkuları veya deneyimleri yeniden harekete geçirmesi olarak düşünülebilir. Yani bazen verdiğimiz tepkinin tamamı yalnızca o anla ilgili olmayabilir. Örneğin bir çocukluk döneminde sık sık eleştirildiğini ve ne yaparsa yapsın yeterli olmadığını hisseden birini düşünelim. Yetişkin olduğunda iş yerinde aldığı küçük bir eleştiri, dışarıdan bakıldığında oldukça sıradan olabilir. Fakat kişi bir anda yoğun bir şekilde yetersiz hissedebilir, kendisini savunmaya başlayabilir veya tamamen geri çekilebilir.

Aslında bugün yaşanan olay yalnızca bir eleştiridir. Fakat o eleştiri, kişinin geçmişte çok daha derinden yaşadığı “Yeterli değilim” duygusuna dokunmuş olabilir. Bu nedenle bazen verdiğimiz tepkinin büyüklüğünü anlamak için sadece “Ne oldu?” sorusuna değil, “Bu olan bende neyi harekete geçirdi?” sorusuna da bakmak gerekir.

Her üzüldüğümüzde tetiklenmiş olmayız.Burada önemli bir ayrım var. Her yoğun duygu yaşadığımızda tetiklenmiş olduğumuzu düşünmemek gerekir.Birinin bizi kırması karşısında üzülmemiz, haksızlığa uğradığımızda öfkelenmemiz veya sevdiğimiz birini kaybetme ihtimali karşısında kaygılanmamız hayatın doğal bir parçasıdır.Tetiklenmede ise çoğu zaman yaşanan olayın bizde oluşturduğu tepkinin geçmişten tanıdık bir tarafı vardır.

  • “Bu duyguyu daha önce de yaşamış gibiyim.”
  • “Yine aynı şey oluyor.”
  • “Beni neden bu kadar etkilediğini anlamıyorum.”
  • “Normalde böyle tepki vermezdim.”

Bu cümleler bazen içimizdeki daha eski bir hikâyeye işaret edebilir. Özellikle ilişkilerimizde bunu daha sık görebiliriz. Birinin bizi aramaması, mesafeli davranması veya bizi eleştirmesi; reddedilme, değersizlik, terk edilme ya da yeterince sevilmeme gibi daha derin duygulara dokunabilir. O anda karşımızdaki kişiye tepki verdiğimizi düşünürüz. Oysa verdiğimiz tepkinin içinde geçmişten gelen duygular da olabilir.

TETİKLENDİĞİMİZDE NE YAPABİLİRİZ?

Böyle bir anda kendimize “Neden bu kadar abartıyorum?” demek genellikle pek yardımcı olmaz. Çünkü kendimizi suçlamak, yaşadığımız duyguyu anlamamızı daha da zorlaştırabilir. Bunun yerine biraz durup kendimize bakabiliriz.

  • Şu an tam olarak ne hissediyorum?
  • Beni en çok rahatsız eden şey ne?
  • Bu durum bana daha önce yaşadığım bir şeyi hatırlatıyor mu?
  • Şu an verdiğim tepkinin ne kadarı bugünkü olayla ne kadarı geçmiş deneyimlerimle ilgili olabilir?

Bu soruların hemen bir cevap bulması gerekmiyor. Bazen yalnızca bu soruları sorabilmek bile kişinin kendisine dışarıdan bakmaya başlamasını sağlar. Çünkü duygularımız çoğu zaman bir şey anlatır. Öfkenin altında incinmişlik, yoğun kaygının altında kaybetme korkusu, aşırı savunmanın altında ise yeniden incinmekten korunma çabası olabilir. Elbette her tetiklenmenin kaynağını tek başımıza bulmak kolay değildir. Bazı duyguların geçmişte nereden geldiğini anlamak için kişinin yaşam öyküsüne, ilişkilerine ve tekrar eden davranışlarına daha bütüncül bakmak gerekir. Psikoterapi de tam olarak bu noktada kişinin kendisini daha yakından tanımasına alan açabilir.

Tetiklenmek, “sorunlu” olduğumuz anlamına gelmez. Hepimizin geçmişinden bugüne taşıdığı bazı hassas noktalar vardır. Önemli olan bu noktaların bizi yönetmesine izin vermek yerine, onları fark etmeye başlamaktır.

Belki de bir dahaki sefere kendinizi hiç beklemediğiniz kadar öfkeli, kırgın veya kaygılı bulduğunuzda hemen kendinize yüklenmek yerine bir an durup şunu sorabilirsiniz: “Ben şu an gerçekten bugüne mi tepki veriyorum, yoksa bugün yaşanan bir şey geçmişimdeki bir yere mi dokundu?” Bazen bu sorunun cevabı, kendimizle ilgili sandığımızdan çok daha fazla şey anlatabilir.

Kaynakça
1. Altınal, B. E. (2021). Sınıflarda travma yaşantısı olan öğrenciler için önleyici bir tedbir olarak tetikleyici uyarısı kullanımı.

2. ⁠Doğru, M. C., & Turk, F. (2026). Çocukluk çağı olumsuz yaşantıları ve psikolojik uyum: Duygu düzenleme güçlüğü ve sosyal medya bağımlılığının aracı rolü

3. Kalı Soyer, M., Şekerci, Ş., & Tonğuç, G. (2025). Küçük travma yaşantılarının psikolojik belirtileri yordama gücü.

4. ⁠⁠Muşdal Çelebi, B., & Polat, A. (2019). Çocukluk çağı travmatik yaşantıların, yetişkin bağlanma stillerinin ve psikolojik iyi oluşun evlilik doyumu üzerindeki etkisi.

KLİNİK PSİKOLOG MERVE İZBUL

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

g

An legimus similique intellegam mel, eum nibh tollit assentior ad. Mei ei platonem inciderint.

e