Zihnin Hiç Susmayan Çarkları: Neden Sürekli Fazla Düşünüyoruz?
Hiç gece yatağa girdiğinizde, gün içinde yaşanıp bitmiş küçücük bir olayı saatlerce zihninizde döndürdüğünüz oldu mu? Günün koşturmacasında üzerinde durmadığımız bir cümle, gece olduğunda devasa bir senaryoya dönüşebiliyor. Ya da henüz yaşanmamış durumlar için ihtimaller hesabı yaparken buluyoruz kendimizi. Bir süre sonra fark ediyoruz ki düşünmek, bize çözüm sunmaktan çok zihnimizi yoran sonsuz bir döngü haline gelmiş.
Derslerde ve okuduğum kaynaklarda sıkça karşıma çıkan bu durum aslında hepimizin ortak derdi. Peki ama düşünmek her zaman kötü bir şey mi? Tabii ki hayır. Karar alırken veya bir problemi çözerken bu süreçten yararlanırız. Analitik psikolojinin kurucusu Carl Gustav Jung da düşünmeyi insanın temel zihinsel işlevlerinden biri olarak görür (Jung, 2016). Yani sorun düşünmek değil; düşünmenin bir çözüm üretmekten çıkıp aynı hat üzerinde sürekli tur atmaya başlaması.
Psikolojide bu duruma ruminasyon yani zihinsel geviş getirme diyoruz. Ruminasyon, kişinin özellikle olumsuz olaylar ve duygular üzerinde bir sonuca varamadan tekrar tekrar durmasıdır. İşin ilginç tarafı, fazla düşündüğümüzde problemi çözeceğimizi sanırız. Oysa araştırmalar ruminasyonun kişiyi çözüme götürmediğini, aksine olumsuz ruh halini uzattığını gösteriyor (Nolen-Hoeksema, 1991; Smith & Alloy, 2009).
Bu tuzağa düşmemizin en büyük nedenlerinden biri ise belirsizlik. Zihnimiz belirsizliği sevmediği için gelecekteki tüm senaryoları hesaplayarak kontrolü elinde tutabileceğini sanır. Aynı şey geçmiş için de geçerlidir. Geriye dönüp değiştiremeyeceğimiz anları zihnimizde tekrar oynatarak hem geçmişe sıkışır hem de şu anı kaçırırız. Geceleri bu düşüncelerin artması da tesadüf değildir; gün boyu üzerini örttüğümüz duygular, akşamın sessizliğinde sadece daha duyulur hale gelir.
Sürekli fazla düşünmek değiştirilemez bir kader değildir; zamanla oluşmuş bir alışkanlıktır. Bu döngüyü kırmanın ilk adımı, aynı düşünce etrafında döndüğümüzü fark edip zihni yakalamaktır. Ardından dikkati yürüyüş yapmak veya müzik dinlemek gibi farklı bir noktaya yönlendirmek ve her şeyi kontrol edemeyeceğimizi kabul etmek gelir.
Sonuç olarak, zihnimizden geçen her düşünceyi çözmek veya ona yanıt vermek zorunda değiliz. Aklımıza gelen her şey mutlak bir doğruyu temsil etmez. Belki de zihnimizi tamamen susturmaya çalışmak yerine, onun ne zaman ve neden bu kadar çok konuştuğunu anlamaya çalışmak çok daha sağlıklı bir başlangıç olacaktır.
Kaynakça
- Jung, C. G. (2016). Psikolojik Tipler (R. Aslan, Çev.). Pinhan Yayıncılık.
- Nolen-Hoeksema, S. (1991). Responses to depression and their effects on the duration of depressive episodes. Journal of Abnormal Psychology, 100(4), 569–582.
- Smith, J. M., & Alloy, L. B. (2009). A roadmap to rumination: A review of the conceptualization, passage, and consequences of rumination. Clinical Psychology Review, 29(2), 116–128.
Psikolog Talihanur Kömür


Bir yanıt yazın