Duyguların Adı Var: Konuşalım!

Hiç öyle anlar yaşadınız mı… İçinizde bir şeyler sıkışıyor gibi olur. Gözleriniz dolmak üzeredir ama hemen yutkunursunuz, derin bir nefes alıp bastırırsınız. “Güçlü olmalıyım” dersiniz belki, belki de sadece “Şimdi ağlayamam”…

Günümüz dünyasında birçok insan, güçlü olmanın ya da “normal” görünmenin yolu olarak duygularını bastırmayı tercih ediyor. Özellikle olumsuz kabul edilen öfke, üzüntü, hayal kırıklığı, korku gibi duyguların ifade edilmesi, zaman zaman zayıflık ya da kontrolsüzlük olarak algılanabiliyor. Peki, gerçekten güçlü olmak, duyguları bastırmak mıdır? Yoksa duyguları yaşamak ve kabul etmek mi bizi daha sağlıklı bireyler yapar?

Duyguları bastırmak, ilk bakışta işe yarıyor gibi görünse de uzun vadede ruhsal, bedensel ve ilişkisel sağlığımızı tehdit eden önemli bir unsurdur. İnsan olmak, hissetmeyi de beraberinde getirir. Sevinçten kedere, öfkeden korkuya kadar geniş bir duygusal yelpazeyi deneyimlemek hem zihinsel hem de bedensel bütünlüğümüzün doğal bir parçasıdır. Ancak çoğu zaman toplumsal kalıplar, bireysel öğrenmeler ve yanlış inanışlar doğrultusunda duygular bastırılır.

Duygular Neden Vardır?

Duygular, insan olmanın temel parçalarından biridir. Ne kadar düşünsel varlıklar olsak da kararlarımızın, davranışlarımızın ve ilişkilerimizin çoğu duygularımız tarafından şekillenir. Psikolojik açıdan duygular, sadece içsel birer deneyim değil; aynı zamanda çevremizle kurduğumuz ilişkinin de temel taşıdır. Her duygu aslında bize bir şey anlatmak ister. Örneğin:

  • Öfke, bir haksızlık veya sınır ihlali olduğunda ortaya çıkar.
  • Üzüntü, bir kaybın, ayrılığın ya da beklenti karşılanmamasının sonucudur.
  • Korku, bir tehlike algısının işaretidir.
  • Sevinç, bir ihtiyacın karşılanması ya da olumlu bir gelişmenin yaşanmasıyla ilişkilidir.

Duygular zihinde değil, bedendedir aslında. Kalp çarpıntımız, terleyen ellerimiz, düğümlenen boğazımız bize bir şeyler anlatmaya çalışır. Öfkelendiğimizde kaşlarımız çatılır, kırıldığımızda gözlerimiz dolar, korktuğumuzda duraksarız. Tüm bu fiziksel tepkiler aslında “içimizde olan biteni” fark etmemiz için bir çağrıdır. Ama çocukluğumuzdan itibaren duyduğumuz bazı cümleler bu çağrıyı susturmamıza neden olur:

  • “Ağlama artık, abla/abi oldun sen.”
  • “Bu kadar sinirlenmeye gerek var mı?”
  • “Her şeye alınma.”
  • “Korkacak ne var bunda?”

Bu sözler tanıdık mı? Belki siz de bu sözlerle büyütüldünüz. Belki kendinize bile “abartıyorsun” diyorsunuz artık. Ama bilin ki, hiçbir duygu “abartı” değildir. Her biri bir ihtiyaçtan doğar, görülmek ister.

Yani duygular; bedenin, zihnin ve çevrenin birbirine nasıl tepki verdiğini anlatan içsel sinyallerdir. Duyguların amacı bizi rahatsız etmek değil, bizi yönlendirmektir. Bu yönlendirme bazen çok açık olabilir; örneğin sevdiğimiz bir kişiyle vakit geçirince hissettiğimiz huzur, o ilişkiyi sürdürmemiz gerektiğini ima eder. Bazen de duygularımız karmaşıklaşabilir; hem sevgi hem öfke hissettiğimizde bu çelişki, içsel çatışmalarımızı fark etmemiz ve çözüm arayışına girmemiz için bir fırsat olabilir.

Bastırılan duygular bir süre sonra bedensel belirtiler (örneğin mide ağrısı, baş ağrısı, uyku sorunları) ya da ruhsal sorunlar (kaygı bozukluğu, depresyon) olarak kendini gösterebilir. Bu yüzden duygularla temas etmek, onları tanımak ve sağlıklı şekilde ifade etmek psikolojik iyilik hâlinin temelidir.

“Duygular bastırıldıkça, bedende birikir ve farklı şekillerde patlak verir.”
Gabor Maté

Duyguları Bastırmak Neden Cezbedici Görünür?

Duyguları bastırmak ilk anda işe yarıyor gibi görünebilir. Sessiz kalırsınız, kimseyle tartışmazsınız, ortamı bozmazsınız. Ama içten içe bir yeriniz yorulmaya başlar. Bastırmak bir nevi içsel susturma mekanizmasıdır. Sanki bir suyu taşırmadan tencerenin kapağını sıkıca kapatmak gibidir. Bir süre idare eder; sonra taşar, hatta taşmakla da kalmaz, yakar.

Özellikle “olumsuz” duygular olarak adlandırılan öfke, kırgınlık, kıskançlık, hayal kırıklığı gibi hisler, bastırıldığında zamanla bedeninizde ve ruhunuzda iz bırakmaya başlar. Geceleri uyuyamazsınız, sebepsiz ağrılar yaşarsınız, gerginliğiniz çevrenize yansır.

Bazen de duygu bastırmak, duyguyu inkâr etmekle eşdeğer olur:
“Ben üzülmedim ki” dersiniz. Ama neden boğazınız düğümlenir?
“Ben kızmadım ki” dersiniz. Ama neden bir bakışla patlıyorsunuz?

Duyguları bastırmak, bir duygunun farkında olmamıza rağmen onu dışa vurmayı veya yaşamayı bilinçli olarak engellemektir. Bu süreç bazen öğrenilmiş davranışlarla, bazen de toplumsal normlarla şekillenir. Özellikle “üzülme, ağlama, güçlü ol” gibi ifadeler, duyguların bastırılmasını teşvik eder.

Ancak bastırma, o duygunun ortadan kalktığı anlamına gelmez. Bastırılan duygular, bilinç dışında kalmaya devam eder ve ileride öfke patlamaları, panik ataklar, uykusuzluk gibi belirtilerle ortaya çıkabilir.

Duyguları Yaşamak Ne Anlama Gelir?

Duyguları yaşamak:

  • Farkındalık gerektirir: “Şu an ne hissediyorum?”
  • İsimlendirme becerisi ister: “Bu his öfke mi, kırgınlık mı?”
  • Kabul içerir: “Bunu hissetmem normal ve insani.”
  • İfade yolları sunar: yazmak, konuşmak, çizmek, hareket etmek gibi.
  • İyileştirici etkiler yaratır: Duygunun yaşanması onu dönüştürür.

Bu süreç, bireyin duygularını regüle etme (duygu düzenleme) becerisini de geliştirir. Duygularla baş etmek, onları bastırmakla değil, sağlıklı şekilde yaşamakla mümkündür.

“Hissetmek cesaret ister. Bastırmak kolay, ama yaşamak iyileştirir.”

Bastırmak Değil, Hissetmek Şifalandırır Çünkü; Hissetmek Cesaretin Dilidir

Duyguları bastırmak, bir savunma mekanizması olabilir ama sürdürülebilir değildir. Duyguları bastırmak yerine onları anlamak, ifade etmek ve dönüştürmek; kişisel gelişim, ruhsal sağlık ve sağlıklı ilişkiler için vazgeçilmezdir. Çünkü hissetmek, yaşamak demektir.

Duygular, bizim düşmanımız değil; içsel pusulamızdır.

Unutmayalım ki insan olmanın doğasında hissetmek vardır. “İfade edilen duygu iyileşir, bastırılan duygu zarar verir.” Ve evet, hissetmek cesaret ister. Ama bu cesaret, kendimize verdiğimiz en büyük hediyedir. Çünkü ancak hissettikçe kendimizi tanır, iyileşir ve gelişiriz.

Kaynakça:

  • Gross, J. J., & Levenson, R. W. (1997). Hiding feelings: The acute effects of inhibiting negative and positive emotion. Journal of Abnormal Psychology, 106(1), 95–103.
  • Greenberg, L. S. (2002). Emotion-focused therapy: Coaching clients to work through their feelings. American Psychological Association.
  • Maté, G. (2011). When the body says no: Understanding the stress-disease connection. Knopf Canada.
  • Pennebaker, J. W. (1997). Writing about emotional experiences as a therapeutic process. Psychological Science, 8(3), 162–166.
  • Siegel, D. J. (2010). The whole-brain child. Bantam Books.

Merve İzbul

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

g

An legimus similique intellegam mel, eum nibh tollit assentior ad. Mei ei platonem inciderint.

e