Psikolojik Deneylerde Etik/Etik Olmayan İlkeler

Geçmişten günümüze, çeşitli disiplinler için sayısız deney çalışmaları yapılmıştır. Psikoloji de bu disiplinlerden biridir. Psikoloji, diğer bilimlere göre daha yeni ve sınırları geniş bir alan olması sebebiyle, ilk çalışmaların yapıldığı zamandan beri psikologlar tarafından deneysel zemine oturtulmak istenmiştir. Bu düşünce doğrultusunda Alman fizyolog Wilhelm Wundt, 1879 yılında deneysel psikoloji için gerekli adımı atmış ve ilk psikoloji laboratuvarını kurmuştur (Varol, 2021). Deneysel psikoloji alanında geçmişten günümüze birçok çalışma yapılmıştır. Peki, bu çalışmaların hepsi etik ve ahlaki ilkelere uygun mudur?

Deneysel psikoloji alanında ilk akla gelen deneylerden biri Küçük Albert deneyidir. Küçük Albert deneyi, psikoloji bilimine katkıda bulunan ünlü çalışmalardan biri olsa da etik açıdan sorunlu bir deneydir. Deney, John B. Watson ve Rosalie Rayner tarafından yürütülmüştür. Henüz dokuz aylık bir bebek olan Albert, çeşitli uyaranlar tarafından korkuyla koşullandırılmıştır (Yüce, 2021). Deney, etik olarak çeşitli tartışmalara konu olmuştur. İlk olarak, Albert’in henüz küçük bir bebek olması sebebiyle deneye katılıp katılmama kararını veremiyor olması etik açıdan sorgulanmıştır. Annesinin onayının alınması, Albert’in denek olmasında yeterli midir? İkinci olarak ise Albert’in korkuyla koşullandırılmasının travmatik olarak iz bırakabilme ihtimali de büyük bir etik sorundur.

Hem içeriği hem de yöntemi çok tartışılan bir diğer örnek Milgram’ın otorite ve itaat deneyidir. Milgram’ın deneyinin temel amacı, katılımcıların otoriteye ne kadar ve nereye kadar itaat edebileceklerini ölçmektir. Katılımcılara öğrenme testi adı altında başka bir katılımcıya şok vermeleri söylenir. Deneklerin şok vermeleri istenen kişiler aslında başka denekler değil, araştırmanın işbirlikçileridir. Denekler gerçekte şok vermezler, fakat şok verdiklerini sanarlar; işbirlikçiler de canları yanmış gibi bağırarak bu yanılgıyı inandırıcı hale getirirler (Çelik, 2023). Milgram’ın deneyi, otoritenin gücünü somut verilerle göstermesi açısından önemli bir çalışma olmasına karşın, etik açılardan tartışılan deneylerden biridir. Katılımcıların yoğun psikolojik strese maruz bırakılması ve karşı karşıya kaldıkları travma riski eleştirilmiştir.

Küçük Albert deneyi ve Milgram’ın itaat deneyi gibi örnekler bahsettiğimiz gibi etik tartışmalar yaratsa da amaçlarına belirli bir ölçüde ulaşabilmiş ve psikoloji alanına katkı sağlamış deneylerdir. Peki ya daha etik dışı olmasıyla beraber sonuçsuz kalmış deneyler?

Üç Tanıdık Yabancı Deneyi, gelişim psikolojisi alanında yapılan ikiz çalışmalarının belki de en bilinenidir. Dr. Peter Neubauer tarafından yapılan bu boylamsal çalışmada üçüz olan üç erkek kardeş, statüleri ve yaşantıları farklı olan ailelere evlatlık olarak verilmiştir. Birbirlerinden habersiz büyüyen üç kardeşin, araştırmacılar tarafından farklı zamanlarda fiziksel, bilişsel ve psikolojik durumları kaydedilmiştir. Üçüzler, 19 yaşına geldiklerinde kardeşlerinin varlığını rastlantısal olarak öğrenmiş ve bir araya gelmişlerdir. Yıllarca ayrı kalmış olan kardeşler, birbirleriyle vakit geçirirken bir yandan onlara bunu kimin yaptığını da araştırmışlardır ve araştırmalarının sonucunda psikiyatrist Dr. Peter Neubauer’in deneyinin bir parçası olduklarını öğrenmişlerdir. Ne yazık ki üçüzlerde zamanla psikolojik sorunlar ortaya çıkmış ve kardeşlerden biri intihar etmiştir (Lange, 2020). Üç Tanıdık Yabancı Deneyi’nde etik ilkelerin çiğnendiği durumlar oldukça fazladır. Üçüzlerin birbirinden ayrılması ve aileler de dâhil hiçbirinin bu durumu yıllarca bilmemesi –ki kardeşler tesadüfen birbirlerini bulmasa deneyin ne zamana kadar devam ettirileceği de meçhuldür– kardeşlere ve ailelerine yapılmış korkunç bir hak ihlalidir. Üstelik başlarına gelen bu olaydan sonra psikolojik olarak zor zamanlar yaşayan kardeşlerden birinin intiharı, deneyin yıkıcı sonuçlarını göz önüne sermiş ve etik değerlerin önemini göstermiştir. Dr. Peter Neubauer’in çalışmanın tamamını halkın tepkisinden korktuğu için yayımlamaması ve deneyin sonuçlarının 2065’e kadar mühürlenmesi sebebiyle hem deneyin detayları öğrenilememiş hem de sonuçlar hakkında yeterince bilgi sahibi olunamamıştır.

Deneysel çalışmalarda kişilerin fiziksel veya ruhsal olarak büyük bir hasar almaması ve kişi üzerindeki riskin en aza indirilmiş olması gerekmektedir. Örnek olarak verdiğimiz deneylerde görüldüğü gibi, bazı çalışmaların denekler üzerinde intihar düşüncesine kadar radikal etkileri olabilir. Bu sebeple kişiler üzerinde çalışma yapmadan önce o çalışmanın etik kuruldan geçmesi gerekmektedir. Ayrıca deneklerin bilgilendirilmiş onamlarının alınması etik açıdan önemli bir husustur; deney gereğince kişilerin deneyin amacını bilmemesinin gerektiği durumlarda da çalışma sonunda katılımcılar deneyin asıl amacı konusunda bilgilendirilmelidir. Bu ilkelerin yanında çalışma sonuçlarının doğru ve eksiksiz rapor edilmesi, deneyin iç ve dış geçerliğinin sağlanmış olmasına dikkat edilmelidir. Çalışmanın alana ne kadar yarar sağlayacağı değerlendirilmeli ve israf derecesinde ekonomik kaynak kullanılmamalıdır.

Psikolojide deneysel çalışmaların alana sağladığı katkılar tartışılamaz fakat çalışmanın potansiyel sonuçları her zaman göz önünde bulundurulmalı ve etik sınırdan çıkılmamalıdır. Bilim, ışığıyla insanlığı aydınlatırken arka planda karanlıkta kalmış, kişisel hakları ihlal edilmiş bireyleri bırakmamalı; araştırmacılar çalışmalarını titiz ve dürüst bir şekilde yapmalıdır. İyi bir araştırmacı olmak ve insanlığa yarar sağlamak için önce insani haklara saygı duymak gerekir.

Kaynakça:

Makbule Akbulut

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

g

An legimus similique intellegam mel, eum nibh tollit assentior ad. Mei ei platonem inciderint.

e