Bir Tablo Bize Sanatçısını Mı Anlatır, Yoksa Bizi Mi?

Bir müzeye ya da sergiye gittiğinizi hayal edin. Gördüğünüz bir tablonun karşısında uzun süre kaldığınızı, renklerine, ayrıntılarına ve ardında saklı olabileceğini düşündüğünüz anlamlara dalıp gittiğinizi düşünün. Tam da bu sırada arkadaşınız yanınıza gelip şaşkınlıkla o eserde neden bu kadar uzun süre vakit geçirdiğinizi sorsa… Sizce bunun sebebi ne? Siz eseri yanlış mı yorumladınız, arkadaşınız farklı mı gördü, yoksa sanatçının anlatmak istediği şey bambaşka mıydı? Belki de mesele bunların hiçbiri değildir. Çünkü bir sanat eserine baktığımızda yalnızca sanatçının dünyasına değil, kendi dünyamıza da bakıyor olabiliriz.

Oluşturulan bir eser, yaratıcısının yaşadığı dönemi, dünyaya bakış açısını ve hatta iç dünyasını yansıtabilir. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri Edvard Munch’un Çığlık adlı eseridir. Eserdeki çarpıcı renkler, bozulmuş formlar ve yüz ifadesi, sanatçının dünyayı nasıl algıladığını düşündürürken dönemin kültürel ve sanatsal atmosferinden izler taşıyabilir. Ancak bir eserin anlamını belirleyen kişi yalnızca onu yapan kişi midir? Bazen bir eser sanatçısından doğsa da onunla karşılaşan herkes aynı şeyi görmek zorunda değildir. Munch’un ‘Çığlık’ adlı eserine ilk bakışta ne görüyorsunuz? Korku mu, kaygı mı, çaresizlik mi? Peki ama Munch gerçekten yalnızca ‘Korkmuş bir insanı’ mı resmetmek istedi? Munch’un günlüğündeki anlatımda deneyim biraz farklı: Doğada yürürken gökyüzünün kızardığını, çevresindeki manzaranın kendisini kaplayan bir çığlık gibi hissettirdiğini anlatıyor (MUNCH, n.d.).  Bu nedenle figürü yalnızca çığlık atan biri olarak görmek yerine, çevresindeki ‘çığlığı’ duyan ya da bu deneyimin karşısında kalan biri olarak yorumlamak da mümkündür.

 Tek bir eser, ona bakan iki kişide birbirinden tamamen farklı çağrışımlar oluşturabilir. Bir esere bakarken yalnızca gözlerimizi değil, geçmiş deneyimlerimizi, beklentilerimizi ve içinde bulunduğumuz bağlamı da beraberimizde getiririz. Mesela bir insanın yalnızlıkla ilişkilendirdiği bir görüntü, başka biri için özgürlüğü temsil edebilir. Eser aynı, anlam farklı.

Bu farklılığın ortaya çıkmasında psikolojik açıdan birden fazla etken rol oynayabilir. Gartus ve Leder’in (2014) çalışmasında modern sanat ve graffiti eserleri, müze ve sokak gibi farklı bağlamlar içinde katılımcılara sunulmuştur. Araştırmacılar, katılımcıların eserleri değerlendirirken yalnızca eserin kendisinden değil, eserin sunulduğu bağlamdan ve kendi sanat tercihlerinden de etkilendiklerini bulmuştur. Bu sonuç, bir sanat eserini değerlendirirken yalnızca eserin kendisinin değil, onu nasıl ve hangi bağlamda gördüğümüzün de önemli olabileceğini göstermektedir.

O halde sanatçının anlatmak istediği şeyin hiç önemi yok mu? Sanatçının yaşamı, dönemi, kullandığı semboller, yaptığı açıklamalar ve eserin üretildiği koşullar bize önemli ipuçları verir. Bu nedenle bir esere baktığımızda yalnızca sanatçının düşüncelerini veya yaşamını görmeyiz; kendi deneyimlerimizden de esere bir parça taşırız. Belki de bir eserin anlamını, sanatçının niyeti, eserin kendisi ve izleyicinin deneyiminin bir araya gelmesiyle düşünmek gerekir. Bu nedenle bu üç unsurdan yalnızca birine bakarak eserin anlamını bütünüyle açıklamak mümkün olmayabilir. Van Gogh’un Yıldızlı Gece eseri de bunun başka bir örneğidir. Eser, sanatçının Saint-Rémy’de bulunduğu dönemde, Saint-Paul-de-Mausole’daki odasının penceresinden gördüğü manzaradan hareketle oluşturulmuştur; ancak tablo, gördüğü manzaranın birebir bir kopyası değildir. Van Gogh gözlem ve hayal gücünü bir araya getirerek kendi görsel dünyasını oluşturmuştur (The Museum of Modern Art [MoMA], n.d.). Bugün ise eser birçok kişi için huzur, umut veya özgürlük gibi farklı duygularla ilişkilendirilebilir.

Bir tablo bize sanatçısını mı anlatır, yoksa bizi mi? Belki de bu sorunun tek bir cevabı yoktur. Bir tablo, sanatçının dünyasından doğar; onun yaşadığı dönemden, deneyimlerinden ve dünyayı algılama biçiminden izler taşır. Fakat eser izleyiciyle karşılaştığı anda yeni bir anlam kazanabilir. Çünkü esere bakan kişi, kendi deneyimlerini, anılarını, duygularını ve bakış açısını da beraberinde getirir. Bu nedenle bir sanat eserini yalnızca sanatçının niyetiyle ya da yalnızca izleyicinin yorumuyla açıklamak yerine, bu ikisinin nasıl bir araya geldiğine bakmak gerekir. Belki de bir tabloya baktığımızda aynı anda iki dünyaya bakıyoruzdur: onu yapan sanatçının dünyasına ve onu anlamlandırmaya çalışan kendi dünyamıza.

Kaynakça

Gönül Aldırma

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

g

An legimus similique intellegam mel, eum nibh tollit assentior ad. Mei ei platonem inciderint.

e