Filtreli Mutluluk: Sosyal Medyada Duyguların İnşası
Sosyal medya, bireylerin kendilerini ifade edebildikleri özgür bir alan olarak tanımlansa da bu alanın zamanla belirli duyguların teşvik edildiği, bazılarının ise bastırıldığı bir yapıya dönüştüğü görülmektedir. Bu bağlamda en baskın duygu, mutluluk olarak öne çıkmaktadır. Sosyal medya kullanıcılarından beklenen; üretken, başarılı, sosyal ve her şeyden önce mutlu görünmeleridir. Bu beklenti, bireyler üzerinde ciddi bir duygusal temsil baskısı yaratmaktadır. Instagram’da gülümseyen yüzler, Twitter/X’te “iyi hissetme” vurgulu paylaşımlar ve LinkedIn’da başarı hikâyeleri, bireylerin gündelik duygusal gerçekliğinden giderek uzaklaşan bir dijital vitrin yaratmaktadır.
Mutluluk, psikolojide geçici ve duruma bağlı bir duygu olarak tanımlanırken, sosyal medyada sürekliliği olan bir kimlik özelliği gibi sunulmaktadır. Aslan’a (2017) göre sosyal medya ortamlarında bireyler, gerçek duygularından ziyade toplumsal olarak onaylanan duygu durumlarını sergileme eğilimindedir. Bu durum, bireyin yaşadığı olumsuz duygularla temasını zayıflatmakta ve duygusal yabancılaşmaya yol açmaktadır.
Özdemir (2020), Instagram paylaşımlarının büyük ölçüde “ideal yaşam” anlatıları üzerinden kurulduğunu ve mutluluğun bu anlatının merkezinde yer aldığını belirtmektedir. Böylece mutluluk, hissedilen bir duygudan çok, gösterilmesi gereken bir norm hâlini almaktadır.
Sosyal medyada mutlu görünme baskısının en önemli kaynaklarından biri, sürekli maruz kalınan sosyal karşılaştırmadır. Yıldırım ve İpek (2019), sosyal medya kullanım sıklığı arttıkça bireylerin kendilerini başkalarıyla daha fazla kıyasladığını ve bunun benlik saygısını olumsuz etkilediğini ortaya koymuştur. Bu karşılaştırma süreci, çoğu zaman bireyin kendi yaşamını başkalarının seçilmiş ve filtrelenmiş mutluluk anlarıyla kıyaslaması şeklinde gerçekleşir. Sonuç olarak kişi, kendi yaşamını “eksik”, “sıradan” ya da “başarısız” olarak değerlendirme eğilimine girebilir. Bu durum, psikolojik iyi oluş üzerinde baskı yaratmaktadır (Kırık, 2014).
Sosyal medya platformlarında mutluluk dışındaki duygular çoğu zaman yeterince görünür değildir. Üzüntü, kaygı, yalnızlık gibi duygular ya hiç paylaşılmamakta ya da hızla bastırılmaktadır. Karagöz (2021), bu durumu “duyguların hiyerarşikleşmesi” olarak tanımlamakta ve sosyal medyada yalnızca olumlu duyguların meşrulaştırıldığını vurgulamaktadır. Bu bağlamda birey, yaşadığı olumsuz duyguları ifade ettiğinde dışlanma, anlaşılmama ya da “negatif olmakla” suçlanma kaygısı yaşayabilmektedir. Böylece sosyal medya, duygusal paylaşım alanı olmaktan çıkarak duygusal denetim mekanizmasına dönüşmektedir.
Sürekli mutlu görünme çabası, birey üzerinde ciddi bir psikolojik yük oluşturabilir. Balcı ve Ayhan (2018), sosyal medyada benlik sunumuna aşırı önem veren bireylerde stres, kaygı ve tükenmişlik belirtilerinin daha sık görüldüğünü belirtmektedir. Özellikle genç kullanıcılar, sosyal onay (beğeni, yorum, paylaşım) üzerinden değer görmeye başladıklarında, mutluluk algısı da dışsal onaya bağımlı hâle gelmektedir. Bu durum, bireyin kendi duygularını bastırmasına ve gerçek ihtiyaçlarını göz ardı etmesine neden olabilmektedir. Uzun vadede ise duygusal kopukluk ve yalnızlık hissi artabilmektedir.
Mutlu Görünmek mi, İyi Olmak mı?
Sosyal medyada mutlu görünme baskısı, bireyin duygusal gerçekliği ile dijital temsili arasında ciddi bir uçurum yaratmaktadır. Oysa psikolojik iyi oluş, yalnızca mutluluk anlarından değil; olumsuz duygularla baş edebilme becerisinden de beslenmektedir. Sosyal medyada sunulan mutluluk anlatıları, çoğu zaman yaşamın tamamını değil, yalnızca seçilmiş anlarını yansıtmaktadır.
Bu nedenle dijital ortamlarda görülen mutluluğu mutlak gerçeklik olarak kabul etmek yerine, onu eleştirel bir bakışla değerlendirmek; bireyin hem kendisiyle hem de başkalarıyla daha sağlıklı bir ilişki kurmasına katkı sağlayacaktır. Gerçek mutluluk, sürekli sergilendiğinde değil; tüm duygulara alan açıldığında anlam kazanır.
Kaynakça:
- Aslan, A. (2017). Sosyal medya ve benlik sunumu. İletişim Kuram ve Araştırma Dergisi, 45, 63–80.
- Balcı, Ş., & Ayhan, B. (2018). Sosyal medya kullanımı ve psikolojik iyi oluş ilişkisi. Selçuk İletişim, 11(1), 1–24.
- Karagöz, K. (2021). Dijital kültürde duyguların temsili. Kültür ve İletişim, 24(2), 195–214.
- Kırık, A. M. (2014). Sosyal medyanın gençler üzerindeki psikososyal etkileri. Gençlik Araştırmaları Dergisi, 2(3), 59–75.
- Özdemir, Z. (2020). Instagram ve ideal yaşam sunumları. Erciyes İletişim Dergisi, 7(1), 89–110.
- Yıldırım, S., & İpek, İ. (2019). Sosyal karşılaştırma ve sosyal medya kullanımı. Akademik Sosyal Araştırmalar Dergisi, 7(92), 220–235.
Klinik Psikolog Merve İzbul


Bir yanıt yazın