Neden Hep Aynı Yanlış Kapıyı Çalıyoruz? Kendine Zarar Veren Döngülerin Psikolojisi
Hayatta çoğu insanın en az bir kez kendine sorduğu bir soru vardır: “Neden hep aynı şeyleri yaşıyorum?” Farklı insanlarla tanışsak da, farklı ortamlara girsek de sonuç sanki değişmez. Aynı tür ilişkiler, benzer hayal kırıklıkları ve tekrar eden hatalar… Bu durum çoğu zaman şanssızlık gibi görünse de aslında psikolojik süreçlerle yakından ilgilidir.
İnsan genellikle kendini mantıklı kararlar alan bir varlık olarak görür. Ancak psikoloji bize gösteriyor ki davranışlarımızın önemli bir kısmı bilinçdışı süreçler tarafından yönlendirilir. Özellikle duygusal konularda, geçmiş deneyimlerimiz bugünkü seçimlerimizi güçlü bir şekilde etkiler.
Bu noktada ilk olarak “tanıdık olanın güveni” kavramını anlamak gerekir. Beynimiz temelde bizi korumaya programlıdır. Yani amacı bizi mutlu etmekten çok, güvende tutmaktır. Bu nedenle daha önce deneyimlediğimiz durumlar, kötü bile olsalar, bize daha güvenli gelir. Örneğin sürekli tartışmalı bir ilişki yaşamış biri için bu durum aslında “tanıdık”tır. Sağlıklı ve huzurlu bir ilişki ise bilinmeyen olduğu için rahatsız edici gelebilir. Çünkü belirsizlik, beyin tarafından risk olarak algılanır. Bu yüzden kişi, farkında olmadan kendisini yine benzer ilişkilerin içinde bulabilir.
Bu durumun bir diğer açıklaması ise psikolojide “Tekrarlama Zorlantısı” olarak bilinen kavramdır. Bu kavram ilk olarak Sigmund Freud tarafından ortaya atılmıştır. Freud’a göre insanlar, geçmişte yaşadıkları ve çözüme ulaşmamış duygusal deneyimleri tekrar etme eğilimindedir. Bunun nedeni, bilinçdışı bir şekilde o durumu bu sefer “düzeltme” isteğidir.
Örneğin çocukluk döneminde yeterince ilgi görmeyen bir birey, yetişkinlikte sürekli mesafeli insanlara ilgi duyabilir. Bunun sebebi aslında bilinçli bir tercih değildir. Kişi, geçmişte eksik kalan duygusal ihtiyacını bu sefer karşılayabileceğini düşünür. Ancak çoğu zaman bu durum, aynı hayal kırıklığının tekrar yaşanmasına neden olur. Yani kişi, farkında olmadan aynı döngüyü sürdürür.
Bu noktada bağlanma kuramı da önemli bir açıklama sunar. John Bowlby tarafından geliştirilen bu kurama göre bireyin çocukluk döneminde bakım verenleriyle kurduğu ilişki, ilerideki ilişkilerinin temelini oluşturur. Eğer kişi çocuklukta güvensiz bir bağlanma geliştirdiyse, yetişkinlikte de benzer şekilde güvensiz ilişkiler kurma eğiliminde olabilir. Bu da tekrar eden ilişki problemlerine yol açabilir.
Bir diğer önemli faktör ise kişinin kendisiyle ilgili geliştirdiği inançlardır. Bu konu özellikle bilişsel psikoloji alanında ele alınmıştır. Aaron T. Beck’in çalışmalarına göre insanlar, kendileri hakkında bazı temel inançlar geliştirir. Bu inançlar olumlu olabileceği gibi olumsuz da olabilir. Örneğin “Ben yeterli değilim” ya da “Ben sevilmeye layık değilim” gibi düşünceler, kişinin davranışlarını doğrudan etkiler.
Eğer bir kişi bu tür olumsuz inançlara sahipse, farkında olmadan bu inançları doğrulayacak seçimler yapabilir. İlginç olan nokta şudur: Bazen bize iyi davranan insanlar bile rahatsız edici gelebilir. Çünkü bu durum, içimizdeki olumsuz inançlarla çelişir. Buna karşılık, bizi değersiz hissettiren insanlar daha “tanıdık” ve “doğal” gelebilir. Bu da kişinin kendine zarar veren döngülerden çıkmasını zorlaştırır.
Benzer şekilde, Jeffrey E. Young tarafından geliştirilen şema terapisi yaklaşımı da bu durumu açıklar. Bu yaklaşıma göre çocuklukta oluşan bazı “erken dönem uyumsuz şemalar”, bireyin hayatı boyunca tekrar eden düşünce ve davranış kalıplarına neden olur. Örneğin “terk edilme şeması” olan bir kişi, sürekli terk edilme korkusu yaşayabilir ve bu korku ilişkilerinde problem yaratabilir. Hatta bazen bu korku yüzünden ilişkilerini sabote edebilir.
Tüm bu açıklamalar şunu gösterir: Kendine zarar veren döngüler aslında bilinçli tercihlerden çok, öğrenilmiş psikolojik kalıpların sonucudur. Bu nedenle bu döngüyü kırmak için ilk adım farkındalıktır. Kişinin kendi davranışlarını gözlemlemesi ve tekrar eden kalıpları fark etmesi gerekir. “Ben neden hep aynı tür insanları seçiyorum?” ya da “Bu durum bana geçmişten neyi hatırlatıyor?” gibi sorular bu süreçte oldukça önemlidir.
Ancak farkındalık tek başına yeterli değildir. Değişim zaman ve çaba gerektirir. Kişinin kendi düşünce kalıplarını sorgulaması, yeni davranışlar denemesi ve gerektiğinde destek alması önemlidir. Küçük ama farklı seçimler yapmak, zamanla bu döngüyü kırmaya yardımcı olabilir.
Sonuç olarak aynı hataları tekrar etmek bir kader değildir. Bu durum, geçmiş deneyimlerin ve öğrenilmiş inançların bir sonucudur. İnsan, bu kalıpların farkına vardıkça ve yeni seçimler yapmaya başladıkça hayatında farklı sonuçlar elde etmesi mümkündür. Değişim zor olabilir ama imkânsız değildir. Önemli olan, bu döngünün farkına varmak ve onu değiştirmek için adım atmaya istekli olmaktır.
Kaynakça:
- Beyond the Pleasure Principle Freud, S. (1920). Beyond the pleasure principle.
- Attachment and Loss Bowlby, J. (1969). Attachment and loss. Basic Books.
- Cognitive Therapy and the Emotional Disorders Beck, A. T. (1976). Cognitive therapy and the emotional disorders. International Universities Press.
- Schema Therapy: A Practitioner’s Guide Young, J. E., Klosko, J. S., & Weishaar, M. E. (2003). Schema therapy: A practitioner’s guide. Guilford Press.
İlayda Çalık


Bir yanıt yazın