Yorgun Değilim Aslında, Uzun Zamandır Kendimi Taşıyorum
Bazı insanlar yorulduklarında durup dinlenmeyi seçerler. Bazıları ise yorulduklarında kendilerini zorlamaya devam ederler.
Çünkü ara verirlerse yetişemeyeceklerini, bir şeylerin aksayacağını ya da üzerlerine düşen sorumlulukların bir başkasına kalacağını düşünürler. Sabah kalkarlar, yapılması gerekenleri yaparlar, insanlara yetişirler, derslerini çalışırlar, işlerini tamamlarlar, verdikleri sözleri tutarlar. Ve en sonunda gün biter. Ama yeni bir gün başlar…
Bütün bu yoğunluğun arasında bir yerde şu cümle sessizce yerleşir zihinlerine:
“Ben iyiyim, sadece biraz yoruldum.”
Biraz…
O kelime bazen yıllarca sürebilir.
İnsan, sürekli devam ettiği için ne kadar yorulduğunu fark etmeyebilir. Çünkü yorgunluk her zaman beklediğimiz gibi kendini göstermez. Bazen yapılacaklar listesinin hiç bitmemesi, zihnin gece bile susmaması, hiçbir şey yapmadığında kendini suçlu hissetmen ya da dinlenirken bile aklından “Daha yapmam gereken şeyler var.” düşüncesinin geçmesi şeklinde kendini gösterebilir.
Belki de bazı insanların problemi yeterince dinlenmemeleri değildir.
Belki problem, dinlenmeyi kendilerine layık görmemeleridir.
Çünkü modern yaşam bize yalnızca çalışmayı değil, sürekli daha iyisini yapmayı da öğretiyor. Daha başarılı ol, daha üretken ol, daha çok öğren, kendini geliştir, hedeflerine ulaş, zamanını iyi kullan…
İnsan bir süre sonra kendi hayatını yaşamaktan çok, kendi performansını yönetmeye başlayabiliyor.
Ne kadar çalıştım?
Ne kadar ilerledim?
Bugün ne yaptım?
Neyi daha iyi yapabilirdim?
Ve belki de en yorucu soru:
“Yeterli miyim?”
Bu sorunun cevabını her gün yeniden vermeye çalışmak, insanın üzerinde görünmeyen bir yük oluşturabilir.
Çünkü kendimizi sürekli değerlendirdiğimizde hayat, yaşadığımız bir alan olmaktan çıkıp sürekli puanlandığımız bir sınava dönüşebilir.
Oysa insanın zihni ve bedeni, sürekli yüksek performans göstermek üzere tasarlanmış bir makine değildir. Stres karşısında organizmanın uyum sağlayabilmesini mümkün kılan sistemlerimiz vardır. Ancak stresin uzun süre devam etmesi, bu sistemlerin tekrar tekrar devreye girmesine ve zaman içinde bir “allostatik yük” oluşmasına neden olabilir. Bruce McEwen’in ortaya koyduğu allostaz kavramı, organizmanın değişen koşullara uyum sağlamak için sürekli ayarlamalar yapmasını ifade ederken; allostatik yük, bu uyum süreçlerinin zaman içinde oluşturduğu birikimli bedeli anlatır.
Yani bedenimiz bizi ayakta tutmak için sürekli çalışabilir.
Fakat sürekli ayakta kalabilmek, sonsuza kadar yorulmayacağımız anlamına gelmez.
Bazen insanın bütün hayatı “biraz daha dayanırsam geçecek” cümlesiyle ilerler.
Sınavlar biterse rahatlayacağım.
Bu proje biterse dinleneceğim.
Bu dönem geçerse kendime zaman ayıracağım.
Şu işi halledersem biraz nefes alacağım.
Sonra yeni bir şey gelir.
Ve insan fark etmeden hayatını hep bir sonraki boşluğa erteler.
Dinlenmek için uygun zamanı beklerken, yaşamın kendisi beklemez.
Belki de bu yüzden bazı insanlar tatilde bile rahatlayamaz. Günlük sorumluluklardan uzaklaşmış olsalar bile zihin hâlâ çalışmaya devam eder. Çünkü mesele yalnızca dışarıdaki işlerin yoğunluğu değildir. İnsan bazen kendi zihninde kendisine hiç kapanmayan bir mesai düzeni kurmuştur.
“Boş durmamalıyım.”
“Zamanımı değerlendirmeliyim.”
“Daha faydalı bir şey yapabilirim.”
“Şu an dinleniyorsam zaman kaybediyorum.”
Böyle bir zihinsel düzende dinlenmek bile bir göreve dönüşebilir.
Üstelik bu durum yalnızca yoğun çalışan insanlarda görülmez. Bazen kişinin üzerine aldığı sorumlulukların çoğu dışarıdan bakıldığında görünmez. Ailesini düşünmek, arkadaşlarının sorunlarını takip etmek, geleceği planlamak, herkese yetişmeye çalışmak, bir şey ters gittiğinde hemen çözüm üretmek, sürekli olası problemleri önceden düşünmek…
Bunların her biri tek başına küçük görünebilir.
Ama insanın zihninde aynı anda yüzlerce küçük pencere açık olduğunda, hiçbirinin gerçekten kapanmadığı bir yaşam başlayabilir.
Bu noktada “zihinsel yük” kavramı önem kazanır. Özellikle gündelik sorumlulukların planlanması, takip edilmesi ve hatırlanması gibi görünmeyen bilişsel görevler, kişinin yalnızca yaptığı işlerden değil, sürekli aklında tuttuğu işlerden de yorulmasına neden olabilir.
Çünkü bazen insanın elinde hiçbir şey yoktur ama kafasının içinde yapılacak yüzlerce şey vardır.
Telefonunu kapatmıştır ama zihnindeki bildirimler devam eder.
Ve belki de bu yüzden bazı insanlar “Hiçbir şey yapmadım ama çok yoruldum.” der.
Çünkü hiçbir şey yapmamak ile hiçbir şeyi düşünmemek aynı şey değildir.
Bir de bütün bunların üzerine kişinin kendisine karşı tutumu eklenir.
İnsan başkalarına karşı oldukça anlayışlı olabilir.
Bir arkadaşı yorulduğunda ona “Biraz dinlen, kendini bu kadar zorlama.” diyebilir.
Bir yakını hata yaptığında “Herkes hata yapabilir.” diyebilir.
Bir başkasının yetişemediğini gördüğünde onun koşullarını anlamaya çalışabilir.
Ama sıra kendisine geldiğinde aynı cümleleri kurmak çok daha zor olabilir.
Kendisine gelince:
“Daha iyisini yapabilirdin.”
“Bunu da mı beceremedin?”
“Başkaları senden daha fazlasını yapıyor.”
“Daha erken başlayabilirdin.”
“Biraz daha dayan.”
İnsan bazen kendi hayatındaki en acımasız yönetici hâline gelir.
Özellikle mükemmeliyetçiliğin kişinin hata yapma korkusu ve kendisini yetersiz değerlendirmesiyle ilişkili boyutları, tükenmişlik belirtileriyle bağlantılı bulunmuştur. Hill ve Curran’ın meta-analizinde, özellikle mükemmeliyetçi kaygıların tükenmişlikle anlamlı biçimde ilişkili olduğu görülmüştür.
Kendini sürekli geliştirmek isteyen bir insan olmak güzeldir.
Ama kendini sürekli yetersiz bulan bir insan hâline gelmek yorucudur.
Aradaki fark küçüktür ama önemlidir.
Birinde gelişmek için hareket edersin.
Diğerinde yeterli olabilmek için sürekli koşarsın.
Ve insan yeterli olmayı bir türlü başaramadığında, hiçbir başarı uzun süre yetmez.
Bir sınavdan yüksek not alırsın ama daha iyisini yapabileceğini düşünürsün.
Bir işi başarıyla tamamlarsın ama eksik kalan kısmı hatırlarsın.
Bir hedefe ulaşırsın ama çoktan bir sonraki hedefi koymuşsundur.
Sonra bir gün durup fark edersin:
“Ben ne zaman yeterli olacağım?”
Belki de insanın kendisini taşıması tam olarak burada başlar.
Kendini başarısız hissettiğinde.
Kendini toparlamak zorunda olduğunda.
Kendine “Devam et.” demekten başka bir seçenek bırakmadığında.
Ve zamanla bu hâl, karakterinin bir parçası gibi görünmeye başlar.
Herkes seni güçlü bilir.
Sakin olan sensindir.
Çözüm bulan sensindir.
Sorumluluk alan sensindir.
Kriz anında ayakta kalan sensindir.
Bu yüzden bir gün “Ben yoruldum.” dediğinde insanlar şaşırabilir.
Belki sen bile şaşırırsın.
Çünkü güçlü olmak o kadar uzun süre kimliğinin bir parçası olmuştur ki, yorulmayı kendine yakıştıramazsın.
Oysa güçlü olmak ve yorulmak birbirine zıt değildir.
Bir insan aynı anda hem dayanıklı hem de tükenmiş hissedebilir.
Hem sorumluluklarını yerine getirebilir hem de desteğe ihtiyaç duyabilir.
Hem başarılı olabilir hem de zorlanabilir.
Çünkü dayanıklılık, hiçbir zaman zorlanmamak değildir.
Bazen dayanıklılık, zorlandığını kabul edebilmektir.
Belki de kendimize yıllardır yanlış soruyu soruyoruz.
“Daha ne kadar dayanabilirim?”
Bu soru bizi sınırımıza kadar götürüyor.
Belki onun yerine:
“Bunu neden tek başıma taşımaya çalışıyorum?” diye sormak gerekiyor.
Çünkü yardım istemek başarısızlık değildir.
Bir işi paylaşmak yetersizlik değildir.
Bir gün hiçbir şey üretmemek tembellik değildir.
Hayır demek bencillik değildir.
Ve dinlenmek, hak edilmesi gereken bir ödül değildir.
Dinlenmeye yalnızca her şeyi bitirdikten sonra izin verirsek, belki de hiçbir zaman gerçekten dinlenemeyiz. Çünkü hayatın yapılacaklar listesi hiçbir zaman tamamen boşalmaz.
Her zaman cevaplanacak bir mesaj, tamamlanacak bir iş, düşünülecek bir gelecek, çözülmesi gereken bir problem olacaktır.
Mesele bütün bunların bitmesini beklemek değil.
Bütün bunlar devam ederken kendimize de yer açabilmektir.
Bazen insanın ihtiyacı daha disiplinli olmak değildir.
Daha az kendine yüklenmektir.
Bazen daha fazla çaba göstermek değil, gösterdiği çabanın farkına varmaktır.
Bazen kendisine “Neden bunu yapamadım?” diye sormak yerine:
“Bunca şeyi yaparken ne kadar yoruldum?”
diyebilmektir.
Çünkü kendimize verdiğimiz değeri yalnızca ürettiklerimiz üzerinden ölçmeye başladığımızda, hiçbir başarı bizi uzun süre rahatlatamaz.
Her zaman daha fazlası gerekir.
Daha fazla başarı.
Daha fazla kontrol.
Daha fazla gelişim.
Daha fazla dayanıklılık.
Ve sonunda insan, kendi hayatının içinde yaşamaktan çok kendisini taşımaya başlar.
Belki bugün sen de “Yorgun değilim aslında.” diyorsun.
Belki gerçekten fiziksel olarak yorgun değilsin.
Belki sadece uzun zamandır düşünüyorsun.
Uzun zamandır yetişiyorsun.
Uzun zamandır sorumluluk alıyorsun.
Uzun zamandır kendinden vazgeçmeden herkese yetmeye çalışıyorsun.
Uzun zamandır kendine “Biraz daha.” diyorsun.
Ama belki artık biraz daha değil.
Biraz daha az.
Biraz daha yavaş.
Biraz daha kendin için.
Çünkü insanın bütün hayatı boyunca kendisini taşıması gerekmiyor.
Bazen yükü yere bırakmak da hayatın bir parçası.
Ve belki gerçek güç, her şeye rağmen yürümeye devam etmek değil; ne zaman durması gerektiğini fark edebilmektir.
Çünkü bazen insan yorgun değildir aslında. Sadece uzun zamandır kendisini taşıyordur.
Ve belki de artık kendimize taşıyacağımız yeni bir yük değil, yaslanabileceğimiz bir yer vermenin zamanıdır.
Kaynakça
Gross, J. J., & John, O. P. (2003). Individual differences in two emotion regulation processes: Implications for affect, relationships, and well-being. Journal of Personality and Social Psychology, 85(2), 348–362. https://doi.org/10.1037/0022-3514.85.2.348
Hill, A. P., & Curran, T. (2016). Multidimensional perfectionism and burnout: A meta-analysis. Personality and Social Psychology Review, 20(3), 269–288. https://doi.org/10.1177/1088868315596286
McEwen, B. S. (1998). Stress, adaptation, and disease: Allostasis and allostatic load. Annals of the New York Academy of Sciences, 840, 33–44. https://doi.org/10.1111/j.1749-6632.1998.tb09546.x
Neff, K. D. (2003). Self-compassion: An alternative conceptualization of a healthy attitude toward oneself. Self and Identity, 2(2), 85–101. https://doi.org/10.1080/15298860309032
Neff, K. D., & Germer, C. K. (2013). A pilot study and randomized controlled trial of the mindful self-compassion program. Journal of Clinical Psychology, 69(1), 28–44. https://doi.org/10.1002/jclp.21923
Buse Nur Katar


Bir yanıt yazın