Aşk ve Limerence Arasındaki Fark

İnsan doğası gereği hayatı boyunca duygu ve düşüncelerinin anlaşılmasına, fark edilmesine ve bir başkasıyla derin bir bağ kurmaya ihtiyaç duyar. Kişi bu bağı bazen ailesinde, bazen arkadaşlarında, bazen de romantik bir ilişkide arar. Bu arayışın sonucunda ihtiyaç duyduğu partnere bağlanır, bu bağlanmayı da aşk olarak tanımlar. Peki gerçekten bu bağ her zaman aşk mıdır? Yoksa sıklıkla aşkla karıştırılan, zihni sürekli karşı tarafın davranışlarını analiz ederek meşgul eden ve karşıdan gelecek herhangi bir onaya bağımlı kılan limerence mıdır? Yaşanılan durumun gerçekten aşk mı yoksa Limerence mı olduğu nasıl anlaşılırdı? Birlikte aşk ve limerence kavramlarının benzerliklerine, farklarına ve bunları ayırt etme yöntemlerine bakalım.

Hatfield ve Walster’ın çalışmalarında yaptıkları romantik aşk tanımı; bir diğerine karşı duyulan yoğun özlem, fiziksel uyarılma, coşku ve kişinin karşılık bulma umuduyla veya bulamamasıyla altüst olduğu son derece güçlü bir duygusal çekimdir. Kalp atımının hızlanması, mide boşluğu hissi ve yüksek enerji gibi bedensel tepkilerle; zihnin sürekli o kişiyle meşgul olmasıyla; karşılık alındığında yaşanan büyük coşku, alınmadığında ya da belirsizlik durumunda ise derin kaygı ve çöküş şeklinde etkilerle kendini gösterir. Limerence ise psikolog Dorothy Tennov tarafından bilişsel bir kapılma, takıntılı bir zihinsel meşguliyet ve yoğun bir duygusal bağımlılık hali olarak tanımlanmıştır. Limerence’ın da etkileri aşkla benzerdir. Bu yüzden bu iki deneyimi birbirinden ayırmak ilk başta zor gibi görünür. İkisini ayırt etmek için ise aşağıda verilen birkaç farka bakılabilir:

Odak Noktası: Aşkın odak noktası karşı tarafın gerçek kişiliğini tanımak, karşılıklı bir güven ve bağ kurulmasını istemektir. Aşık olan kişi partnerinin güçlü ve kusurlu yönlerini görerek onunla gerçek bir bağ kurmak ister. Limerence’ta ise durum bundan çok farklıdır. Limerence’ın odak noktası kişinin kendi dünyasıdır ve tek taraflıdır. Kişi karşı tarafı iyi veya kötü yönleriyle gerçekten tanımaya çalışmak yerine, kafasında idealize ettiği partner figürüne benzer yönlerini görmeye ve partnerinin zihnindeki kendisiyle alakalı duygu, düşünce ve analizlere odaklanır. Zihni sürekli “Acaba benimle ilgili ne düşünüyor?” sorusuyla meşgul olur. Amacı karşı taraftan onay almaktır çünkü ilişkide kendisi gibi değil karşı tarafın beğeneceği ve onay vereceği biri gibi davranır.

Zihinsel Meşguliyet: Aşk insanın günlük hayattaki işlevselliğini etkilemeyen, hatta karşılık bulduğunda insanı daha iyi hissettiren sağlıklı bir duygusal alandır. Limerence’ta ise kişinin günlük işlerindeki verim düşebilir; çünkü zihin sürekli partnerin yapmış olduğu hareketleri ve söylediği şeyleri tekrar tekrar analiz etmekle meşguldür.

Beslendiği Kaynak ve Belirsizliğe Verilen Tepki: Aşk bağı güven, sadakat ve duygusal istikrar üzerine kuruludur. Belirsizlik, güvensizlik ve sürekli test edilmek bu bağı zayıflatır. Limerence’ta ise durum tam tersidir. Belirsizlik ve istikrarsızlık kişinin zihnindeki “Acaba beni seviyor mu?” düşüncesini beslediği için limerence güçlenir. Karşı tarafın ulaşılabilir ve elde edilmiş olduğu düşüncesi ise limerence’ın sönmesine neden olur. Yani aşk güven ve istikrardan beslenirken limerence belirsizlikten beslenir.

Gerçeklik Algısı ve İdealizasyon: Aşkta kişi karşı tarafın da bir insan olduğunun, onun da iyi yönleri kadar kusurları olabileceğinin bilincindedir; tüm bunlarla karşı tarafı kabul ederek sever. Limerence’ta ise gerçekler çarpıtılır. Karşı taraf kusursuz, mükemmel ve tam da limerence yaşayan kişinin zihnindeki ideal özelliklere sahipmiş gibi algılanır. Kusurlar görmezden gelinir ve iyi davranışlar abartılır.

Neden Limerence’a Bu Kadar Çekiliyoruz?

Kişiyi bu kadar tüketen, gerçek bir bağ bile olmayan bu duruma kişi neden çekilir? Bunun altında çeşitli psikolojik nedenler yatabilir:

Erken Çocukluk Dönemi Bağlanma Biçimi: Bu kişilerin hayatında genelde duygusal olarak tutarsız, ulaşılması zor ya da koşullu sevgi veren bakımverenler görülür. Bu durum da kişinin zihninde “Sevgiyi ancak çabalayarak alabilirim”, “Sevgi tutarsızlık içerebilir”, “Ben ancak karşı taraf beni onaylarsa sevginin var olduğunu anlayabilirim” şeklinde bir kodlama oluşturur. Yani kişi çocukluğundaki bağlandığı kişiyi arar.

Öz Değer Arayışı ve Boşluk Hissi: Kişi içindeki yetersiz öz değer ve boşluk hissini ancak dışarıdan gelen çok güçlü bir onayla kapatabileceğine inanır. Bu durumda limerence, kişinin kendi benliğindeki eksikliği kapatma çabası olarak görülebilir.

İnsanın Zihninin Belirsizliğe Karşı Tutumu: İnsan zihni belirsizliği sevmez ve belirsizliği çözülmesi gereken bir bulmaca olarak algılar. Limerence’taki “Acaba beni seviyor mu, sevmiyor mu?” sorusundaki belirsizliği çözmeye çalışan zihin, kişinin tüm algısını ve enerjisini bu duruma yöneltir. Bu da hayatın diğer alanlarına odaklanmayı engeller. Bazı kişiler hayatın diğer stresli yönlerine odaklanmayı bırakmak için de limerence’ı bir kaçış yöntemi olarak kullanabilmektedir.

Özetle aşk ve limerence dışarıdan bakıldığında aynı durum olarak görülse de kökenleri, beslendikleri kaynaklar ve odak noktaları açısından oldukça farklıdır. Limerence çoğunlukla karşılanmamış çocukluk ihtiyaçlarından, belirsizliği çözmeye yönelik istekten ve kişinin öz değer eksikliğinden kaynaklandığı için benliği dışarıdan gelecek onaya bağımlı kılar, gerçeği net görmeyi engeller ve kişiyi tüketir.

Kaynakça:

• Dorothy Tennov (1979). Love and Limerence: The Experience of Being in Love. Stein and Day. (Limerence kavramının ilk kez literatüre kazandırıldığı ve temel özelliklerinin tanımlandığı orijinal eser).

• Robert J. Sternberg (1986). A triangular theory of love. Psychological Review, 93(2), 119–135. (Aşkın üç bileşenli yapısını -tutku, yakınlık, bağlılık- inceleyen temel sosyal psikoloji makalesi).

• Elaine Hatfield & William Walster (1978). A New Look at Love. University Press of America. (Tutkulu aşk ve arkadaşça aşk ayrıntılarının ve fizyolojik uyarılma teorisinin dayandığı klasik kaynak).

Aslıhan Yavuz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

g

An legimus similique intellegam mel, eum nibh tollit assentior ad. Mei ei platonem inciderint.

e