Bazı Anıları Neden Unutmayız?
Bazı anılar vardır; üzerinden yıllar geçse de zihnin bir köşesinde taze kalır. Bir koku, bir şarkı, bir cümle… ve anı bir anda geri gelir. Sanki hiç gitmemiş gibi. Peki neden bazı anılar silinirken bazıları adeta zihne kazınır?
Bu sorunun cevabı sadece “önemliydi” demek kadar basit değil.
Beyin, duygusal olarak yoğun yaşantılara ayrıcalık tanır. Özellikle korku, utanç, aşk ve kayıp gibi duygular, anının daha güçlü kodlanmasına neden olur. Bunun nedeni, duyguların işlendiği yapı olan amigdala ile hafıza merkezi hipokampus arasındaki güçlü bağlantıdır.
Yani bir anı ne kadar “hissettiriyorsa” (iyi veya kötü hissettirmesi fark etmez), o kadar kalıcı olur.
İlginçtir, insan en çok unutmak istediğini hatırlar.
“Bunu düşünmeyeceğim” dediğin an, zihnin tam tersini yapar.
Daniel L. Schacter hafızanın kusurlarından bahsederken bunu anlatır: Zihin bastırılanı silmez, sadece saklar.
Ve bazen en beklenmedik anda geri verir.
Tamamlanmamış deneyimler zihni meşgul eder.
İnsan zihni tamamlanmamış olanı sevmez. Yarım kalan bir ilişki, söylenmemiş bir söz ya da kapanmamış bir hesap… Bunlar zihinde dönmeye devam eder. Bu duruma psikolojide “tamamlanmamışlık etkisi” denir.
Unutamamak bazen hatırlamak istemekten değil, zihnin “bitirememesinden” kaynaklanır.
Bazen ne kadar çabalasak da, bu durumla baş etmekte güçlük çeksek de “bitirememek” elimizde olmayan sebeplerden kaynaklanabilir. Belki de bu durum beynimizin bize oynadığı küçük bir sürprizdir.
Bazı anılar sadece yaşanmış olaylar değildir; kim olduğumuzu anlatan parçalardır. Özellikle utandıran, gururlandıran ya da yön değiştiren anlar, benlik algımızın içine yerleşir.
Bu yüzden bazı anıları unutmak, “bizi biz yapan” şeyleri kaybetmek gibi hissettirebilir.
Bundan dolayı o anıyı unutmaktan ziyade o anıyla yaşamayı öğrenmek bizim için daha yararlı olabilir.
Bu tür unutulamayan anılarla baş etmek için farklı terapiler geliştirilmiştir ve hepsi temelde anının kendisini silmekten çok, onun sende yarattığı etkiyi dönüştürmeye odaklanır. Örneğin Francine Shapiro tarafından geliştirilen EMDR, anıyı yeniden işleyerek duygusal yükünü azaltırken; Bilişsel Davranışçı Terapi, anıya yüklediğin olumsuz anlamları değiştirir. Şema Terapi daha derine inerek geçmişten gelen duygusal kalıpları dönüştürür. Sigmund Freud’un yaklaşımına dayanan psikodinamik terapi, bu anıların bilinçdışı kökenlerini anlamaya çalışır ve beden odaklı terapiler ise Bessel van der Kolk’un da vurguladığı gibi zihnin unuttuğu ama bedenin taşıdığı gerilimi çözmeye yardımcı olur. Kısacası tüm bu yaklaşımlar farklı yollar izlese de ortak bir amacı paylaşır:
Anıyı silmek değil, seni özgürleştirmek.
Rüyalar, hafızamız ve unutamadığımız anılarla gizemli bir bağ kurar. Beyin, rüya sırasında sadece gün içinde yaşananları değil, uzun süredir hatırlamadığımız eski anıları da işler; bu yüzden bazen unutmuş gibi hissettiğimiz olaylar rüyalarda yeniden canlanır. Rüyalarda duygular, özellikle korku, kaygı, mutluluk veya kayıp gibi yoğun hisler güçlenir ve yaşananı gerçekmiş gibi hissettirir. Bazı kişiler, lucid rüya dediğimiz, rüya gördüğünün farkında olduğu bilinçli rüyalar sayesinde anıları yeniden gözden geçirebilir veya bastırılmış duygularını fark edebilir. Bu teknikler terapötik amaçlarla, örneğin kâbusları azaltmak için de kullanılabilir. Ayrıca rüyalar, çözülmemiş sorunlara yeni bakış açıları sunarak beynin problem çözme mekanizmasını da aktive eder. Ancak travmatik anılar, özellikle kâbus olarak rüyalara yansıyabilir ve zihinsel veya bedensel gerilimi tetikleyebilir. Bessel van der Kolk’a göre rüyalar hem travmayı işlemeye hem de onun etkilerini hafifletmeye yardımcı olabilir. Kısacası rüyalar, sadece eğlenceli bir zihinsel oyun değil, unutamadığımız anıları yüzeye çıkaran, duyguları düzenleyen ve hafızayı işleyen karmaşık bir süreçtir.
Kısaca;
Bazı anıları unutmayız çünkü:
• yoğun hissettirmiştir
• tamamlanmamıştır
• bizi değiştirmiştir
• çok tekrar edilmiştir
Bu durumla baş etmek, o anıları silmeye çalışmak değil; onlarla olan ilişkini değiştirmektir. Çünkü bastırdıkça geri gelirler, ama anlamlandırdıkça yavaş yavaş yerlerine otururlar. Duyguyu inkâr etmek yerine kabul etmek, yarım kalanları zihinde tamamlamak, kendine karşı daha şefkatli bir dil geliştirmek ve anıyı sürekli tekrar etmek yerine dikkatini şimdiye yönlendirmek bu sürecin en temel adımlarıdır. Zamanla anı aynı kalabilir ama sende bıraktığı yük hafifler. Ve belki de en önemlisi şudur: bazı anılar gitmez, ama artık can yakmadan kalmayı öğrenebilir.
Geçmiş değişmez, ama onun sende bıraktığı iz değişebilir. Doğru destekle, bir zamanlar seni içine çeken o anılar, zamanla sadece “geçmişte kalmış birer hikâye” hâline gelebilir.
Anıları silemezsiniz ancak anılarla yaşamayı öğrenebilirsiniz.
Kaynakça:
- Beck, A. T. (1976). Cognitive therapy and the emotional disorders. International Universities Press.
- Freud, S. (1915). Repression. In J. Strachey (Ed. & Trans.), The standard edition of the complete psychological works of Sigmund Freud (Vol. 14). Hogarth Press.
- Schacter, D. L. (2001). The seven sins of memory: How the mind forgets and remembers. Houghton Mifflin.
- Shapiro, F. (2001). Eye movement desensitization and reprocessing (EMDR): Basic principles, protocols, and procedures (2nd ed.). Guilford Press.
- Siegel, D. J. (2010). The mindful therapist: A clinician’s guide to mindsight and neural integration. W. W. Norton & Company.
- van der Kolk, B. A. (2014). The body keeps the score: Brain, mind, and body in the healing of trauma. Viking.
- Young, J. E., Klosko, J. S., & Weishaar, M. E. (2003). Schema therapy: A practitioner’s guide. Guilford Press.
- Zeigarnik, B. (1927). On finished and unfinished tasks. Psychologische Forschung, 9, 1–85.
S. Yaren Yıldırım


Bir yanıt yazın