Site Loader

     Kasveti, hüznü ve ayrılık sıfatıyla nitelenen Eylül ayının üstünden henüz çok da geçmemişken şöyle bir bakalım. Hepimiz biliyoruz ki sonbahar başlangıcı olan Eylül edebiyatımıza kadar konu olup kendisine şiirler, şarkılar yazdırmıştır. Peki gerçekten denildiği üzere ‘ayrılık ayı’ mıdır Eylül? Yoksa oluşan hava değişimi midir bizi böyle hissettiren?

     Mevsim değişikliği gezegenimizde yaşayan tüm canlılar üzerinde hem zihinsel hem de fiziksel değişiklikler oluşturuyor. Güneş ışığı ile birlikte her şey adeta yeniden canlanıyor ve doğuyor. Işık görmeyen bitki ise canlılığını yitiriyor. Fiziksel olarak güneş ile doğadaki her canlı diriliyor.Eylül kadar ünlü olan Nisan ayımız var bir de… Bahar başlangıcımız. İlkbahar ile doğanın uyanışını gözleriz. Çiçekler açar, ağaçlar yeşerir, günler uzar geceler kısalır. Oysa sonbahar ve kış aylarında ilkbaharın getirdiği ümitler ve heyecan bir anda kendini umutsuzluğa ve karamsarlığa bırakır,her şey sararan ve dökülen yaprakların altına hapsolur.Aslında baktığımızda sonbahar her ne kadar yok oluşu anımsatsa da bir taraftan doğanın kendini yenilemesi de yine bu mevsimde olur. Lakin biz insanlar için solan renkler, biten tatiller, başlayan iş-okul dönemi, kendini saklayan güneş ve yağan yağmurlar büyük bir ayrılık yaşamış hissi uyandırır ve bu yenilik değil de depresiflik hissi verir.

     Bilimsel araştırmalara baktığımızda ise uzmanlara göre bahar aylarında havadaki elektrik yükü artıyor. Pozitif ve negatif yüklü iyonların artması insanlarda olumlu olumsuz etkiler oluşturabilir. Pozitif iyonlar insanları daha zinde hissettirirken, negatif iyonların artmasıyla birlikte insanlar kendilerini daha yorgun ve halsiz hissederler. Ayrıca bahar aylarında vücudumuz daha aktif olmamızı sağlayacak hormonlar üretmesine karşın eğer kişide vitamin eksiklikleri, beslenme bozuklukları varsa vücudumuz buna aynı uyumu gösteremez ve yorgunluk hissi artar. Buna da bahar yorgunluğu diyoruz.

     Baharla birlikte artan neşeli ve enerjik tavırların sebeplerinden biri de yine hormonlar. Konuya bilimsel açıdan bakıldığında serotonin adı verilen mutluluk hormonu, azalan güneş ışığına bağlı olarak düşüş gösterirken melatonin denilen uyku hormonu artar. Ayrıca yapılan araştırmalara göre kapalı havaların daha fazla görüldüğü iklimlerde serotoninde yaşanan düşüşle mutsuzluk ve suç oranı arttığı saptanmaktadır. Sıcak iklimlerde yaşayan kişiler ise daha cana yakın, mutlu bir kişilik yapısına bürünürler. Dört mevsimin görüldüğü ülkemizde birçok iklim çeşidi vardır ve toplumumuzda bazı yakıştırmalar da bununla birlikte görülür. Örneğin Karadeniz’de yaşayan insanlar için çok sinirli ve gergin denilirken ve suç oranları çok fazlayken Ege ve Akdeniz’de yaşayan insanlarımız sakinliği ve mutlu tavırlarıyla bilinirler. Yine bununla birlikte ülkemizde en çok psikolojik vakanın görüldüğü şehrin Samsun olduğunu biliyor muydunuz? Bilmiyorsanız bile şu an bunu öğrenince çok şaşırmış olduğunuzu düşünmüyorum. Genel olarak kapalı havasıyla bilinen, sisli günlerinin çok fazla olduğu bölgemiz orada yaşayan insanlarımızı da oldukça etkiliyor. Tabii ki de bu sadece bizim ülkemizde geçerli değil bilimsel verilerin de gösterdiği üzere güneş ışığının insan ruhu üzerine olumlu bir etkisi vardır. Güneş ışığından görece daha az faydalanan kuzey ülkelerinde depresyon görülme sıklığı ve hatta intihar etme oranı belirgin derecede fazladır. Bazen bu durum ruh sağlığı alanında sıkıntılı sonuçlara da sebep olabilir. Bipolarduygudurum bozukluğu dediğimiz hastalıkta ve diğer bazı kronik hastalıklarda hastalarda hareketlilik artışı ve çabuk sinirlenme gibi belirtiler başlayabilir. Öyle ki bazı hastalar ilkbahar-yaz döneminde manik döneme, sonbahar-kış döneminde ise depresyona girebilir.

      Sosyal etkileşimler mevsimsel şartlarla kısıtlanmış olduğundan kimi insanlarda soğuk havalara geçişte depresyona eğilimler gözlenebilir.  Mevsimsel özellik gösteren depresyon hastalarında kış aylarında uyku ve yeme alışkanlıkları değişir, hastaların sıkıntıları artar, aşırı yeme aşırı uyuma, kilo alımı, uyuşukluk hali, çökkün ruh hali sinirlilik, huzursuzluk hali gözlenir. Öyle ki Amerikan Psikiyatri Birliği 1984’te mevsimsel duygudurum bozukluğu adı altında, uyku, iştah artışı ve depresif duygudurumlakarakterize kış ve sonbahar aylarında görülen bir hastalık tanımladı. Hatta bu hastalığın tedavisinde farklı olarak ışık terapisi önerildi. Bu tedavi hastanın günde 2-4 saat özel bir aygıt karşısında ışığa maruz bırakılmasıyla yapılmaktadır. İşin biyolojik kısmına bakacak olursak psikiyatrik hastalıklarda beyindeki ileti sistemlerindeki nörotransmitter dediğimiz maddelerde değişimler gözlenir. İlaç tedavilerin hedefi de kabaca bu maddelerin düzenlenmesi üzerinedir. Araştırmacılar ışığın duygudurum üzerine etkileri için daha çok gözün retina tabakasına odaklanmışlardır. Göz, günlük ve yıllık ışık değişikliklerini merkezi sinir sistemine iletir. Gözün retina tabakasındaki değişiklikler sonucu bu iletim ışığın şiddetini veya niteliğini sağlıklı bir şekilde iletemez. Bir diğer odaklanılan nokta da beyin yarım küreleri arasındaki ileti ile ilgilidir. Her iki durum da ışık tedavisi ile kişi normale dönmektedir.

     Peki bu tedaviler haricinde biz değişen ruh hallerimiz için neler yapabiliriz? Enerjimizi arttırabilmek için öncelikle yapabildiklerimizi ve yapamadıklarımızı farkına varıp kendimizi olduğumuz gibi kabul edebilmeliyiz. Düzenli egzersiz yapılmalı, uyku saatlerine dikkat edilmeli, sağlıklı beslenmeye önem verilmeli, iş dışında hobiler edilmeli, sosyal ilişkiler kurulmalı, fırsat buldukça güneş ışığından yararlanılmalı, fiziksel ve ruhsal bakım yapılıp kafein ve alkol barındıran içecekleri çok tüketmemeliyiz. Bunlar haricinde bahar geldiğinde boğazlı kazakları kaldırıp yerini rengarenkcıvıl cıvıl kıyafetlerle doldurmak ve kışında kendimzdekullanacağımız renkler de bizi oldukça etkileyecektir.

Freud’u hepimiz biliriz. Freud’a göre mutlu olmayı engelleyen acıların temelde üç kaynağı vardır. Bunlar; doğanın üstün gücü, bedenimizin zayıflığı ve insanların aile, devlet ve toplum içinde birbirleriyle ilişkilerini düzenleyen ayarlamaların yetersizliğidir. Bu acı kaynaklarından doğa hakkında vereceğimiz yargı bellidir; kararımız bizi Freud’un bu acı kaynaklarını kabullenmeye ve kaçınılmaz olana boyun eğmeye zorlar. Doğaya asla tam olarak hakim olamayacağız; kendisi de bu doğanın bir parçası olan organizmamız ise her zaman geçici, uyum ve verim kapasitesi sınırlı bir yapı olarak kalacak. Bunu bilmek insanın elini kolunu bağlamaz; tersine yapacaklarımıza yön verir. Acıların hepsini olmasa da bazılarını ortadan kaldırabilir, bazılarını da hafifletebiliriz; binlerce yıllık deneyim bize bunu göstermiştir. Unutmayın her olumsuzun arkasında mutlaka olumlu bir durum vardır önemli olan sizin ümidinizi ve gücünüzü yitirmeden, karamsarlığa bürünmeden, çabalayarak iyiye ve güzele ulaşmaya çalışmanızdır. .Her mevsimin tadı ayrı her koşulda sevdiklerinizle ailenizle arkadaşlarınızla huzurlu vakit geçirebiliyorsanız, kendinizle her daim barışıksanız dış etkenler sizinle bir yere kadar uğraşabilir. Mutlu ve pozitif olmak sadece senin elinde! Bunu kendine her sabah hatırlat…

Selenay Nur Yılmaz

Post Author: gipder

Bir Cevap Yazın