İnsan Neden Kendisine Zarar Veren İlişkilerde Kalır?

İlişkiler, hayatımızın en derin bağlarını kurduğumuz alanlarımızdan biridir. Ancak bazen bu bağlar bizim için artık sağlıksız, zarar verici, hatta işlevlerini yitirmiş olsalar da bu bağları koparmak imkânsızmış gibi hissedilir. Bu ilişkilerde kalmamızın, geçmiş bağlarımızla alakalı, geleceğe dönük planlarımızla alakalı, kişiliğimizle ve hayatımızla bağlantılı birçok farklı nedeni bulunuyor. Kimi zaman farkında olarak kaldığımız bu sağlıksız ilişkilerde, kimi zaman ise hiç farkında olmadan kalmaya devam ederiz. “Bu ilişki bana zarar verse de neden kalıyorum?” sorusunun cevabını bu yazımızda inceleyelim.

Yalnız Kalmaktan Korkmak
Kişilerarası ilişkiler ve bir gruba ait olma isteği insani ve doğal bir ihtiyaçtır. Bu doğrultuda hayatımızda birçok ilişki kurarız; bu ilişkiler sayesinde kendimizi memnun hissederiz. Yalnızlık, ihtiyaç duyulan yakınlığın kurulamaması, mevcut olan ile istenilen sosyal ilişkiler arasında niteliksel ya da niceliksel tutarsızlık olduğunda hissedilen acı dolu farkındalık olarak tanımlanmaktadır (Asher & Paquette, 2003; Peplau & Perlman, 1982). Bu acıyı yaşamamak için mevcut sosyal ilişkiyi devam ettirmek, ilişki sağlıksız olsa dahi sağladığı olumlu sonuçları göz önünde bulundurarak ilişkiyi sürdürdüğümüz durumlarla karşılaşabiliriz. Geçmişten gelen ilişkilerimiz ve aile yapısı da bağlanma stillerimizi etkilediğinden, bu bağlamda yalnızlık korkusu da ilişkilerimizi etkileyen bir faktördür.

İlişkiye Eskiden Kalmış Bir Yarayla Aynı Perspektiften Bakmak
Geçmişten gelen deneyimler ve duygusal yönelimler yaşamımızdaki tüm ilişkilerde kendini gösterebilir ve sağlıksız ilişkilerde kalmamızda da etken olabilmektedir. Araştırmalar, duygusal bağımlılığın sıklıkla erken bağlanma deneyimlerinden kaynaklandığını ve karşılanmayan duygusal ihtiyaçların veya tutarsız bakım verme kalıplarının yetişkinlikte bağımlılığa yatkınlık yarattığını göstermektedir (Bowlby, 1988). Örneğin, kaygılı bağlanma stiline sahip bireyler, partnerlerinden aşırı güvence ve onay ihtiyacı geliştirebilir ve bu duyguları sevgiyle karıştırabilir. Benzer şekilde, kaçıngan bağlanmaya sahip bireyler, duygusal ihtiyaçlarını bastırırken, duygusal rahatsızlık veya kırılganlık korkusuyla partnerlerine alışkanlıkla bağlı kalabilir (Mikulincer & Shaver, 2007).

İlişkiye Yapılan Maddi-Manevi Yatırımları Göz Ardı Edememek
İlişkilerde göz önüne aldığımız bir diğer unsur da o kişiye yaptığımız maddi ve manevi yatırımlardır. O kişiyle geçirdiğimiz zaman, anılarımız, duygusal paylaşımlarımız gibi birçok örnek verebiliriz. “Bu kadar emeği boşa mı harcayacağım?” sorusu, ilişkinin artık zarar vermeye başladığını fark etsek bile göz ardı edemeyeceğimiz bir soru olarak karşımıza çıkar. Sosyal psikolojide bu olgu, Rusbult’un Yatırım Modeli ile açıklanır. Rusbult’un teorisine göre bir ilişkiye bağlılık; ilişkiden alınan doyum, alternatiflerin niteliği ve ilişkiye yapılan yatırım miktarı gibi üç boyutlu bir etkiye bağlıdır. Burada “yatırım” kavramı sadece para harcamak anlamına gelmez. Zaman, duygu, emek, paylaşılan anılar, ortak sosyal çevre, çocuklar gibi manevi unsurlar da ilişkiye yapılan yatırımlar arasında sayılır. Bu yatırımlar ne kadar büyükse bireyin ilişkiden ayrılması psikolojik olarak o kadar zor hâle gelir. Çünkü yatırım arttıkça “kaybedecek çok şeyim var” algısı güçlenir ve bu algı bireyi ilişkide kalmaya iter (Rusbult, 1980).

Kendi Değerini İlişkiye Bağlamak
İnsanın kendine verdiği değeri anlatan kuramsal terim öz-değer olarak adlandırılmaktadır. Öz-değer kendi başına önemli bir kavramdır; ancak benlik, öz farkındalık ve öz saygı da dâhil olmak üzere çeşitli diğer kavramlarla yakından ilişkilidir (Yiğit, 2021). Öz-değer, psikolojide ilk olarak bir bireyin başarılarının kişisel hedefleriyle uyumu olarak tanımlanmıştır (James, 1890). Bu tanıma göre, bir kişinin başarıları kendi belirlediği kişisel hedeflerle uyumlu ise öz-değer deneyimler.

Bu doğrultuda, bir ilişkideyken bunun bize kazandırdıkları sayesinde kendimizi hedeflerimize yakın hissettiğimizde, ancak ilişki zarar verici olduğunda ve hedeflerimize zıt bir konumda olduğumuzu anladığımızda, ilişkinin sağlıksız olduğunu kanıksamak yerine reddetme eğiliminde olabiliriz. İlişkide bulunmadığımızda değersiz olacağımız yanılgısına düşebiliriz. Bu durumda öz-değer ifadesi koşullu öz-değere dönüşmüş diyebiliriz. Romantik ilişki, koşullu öz-değerin en güçlü kaynaklarından biridir. Partnerin ilgisi, ilişkinin devamı ya da terk edilmemek, bireyin kendini değerli hissetmesi için kritik hâle gelir. Bu nedenle ilişki tehdit altına girdiğinde kişi yalnızca partnerini değil, aynı zamanda kendi değerini de kaybedeceğini hisseder (Akın & Akın, 2015). Araştırmalar, öz-değerini ilişkiye bağlayan bireylerin ayrılık karşısında yoğun kaygı yaşadığını ve zarar verici ilişkilerde kalmaya daha yatkın olduğunu göstermektedir (Deniz, 2011).

İlişkilerin Her Zaman Zor Olabileceğini ve Bunun Bir ‘Dönem’ Olduğunu Düşünmek
İlişkilerin zorlukları olacağı inancı ile her duruma alışmaya çalışmak ve zorlukları normalleştirmek de sıkça düştüğümüz bilişsel yanılgılardandır. “Bu bir dönemdir.” algısı yüzünden olumsuz davranışları daha sık tolere etme eğiliminde oluruz. Psikoloji literatüründe bu yaklaşım, ilişkilerde büyüme inancı olarak tanımlanır. Bu inanca sahip bireyler, yaşanan problemleri ilişkinin doğal bir parçası ve geçici bir dönem olarak yorumlama eğilimindedir (Knee, 1998). Bu bakış açısı bazı durumlarda ilişkiyi güçlendirebilirken, araştırmalar, kişiler ilişkilerine daha fazla bağlandıkça olumsuz deneyimleri küçümseme ve “zamanla düzelir” şeklinde yeniden çerçeveleme eğiliminin arttığını göstermektedir (Knee, Patrick, & Lonsbary, 2003). Bu durum, özellikle sağlıksız ilişkilerde, kişinin ayrılma kararını sürekli ertelemesine neden olabilir. Nitekim bağlılık arttıkça birey, yaşanan sorunları yapısal bir problemden ziyade geçici bir kriz olarak görmeye daha yatkın hâle gelir (Rusbult, Agnew, & Arriaga, 2012).

Bu İlişki Dışında Kim Olduğunu Hatırlayamamak
Bazen ilişkilerde olduğumuz kişiyle o kadar derin bir bağ kurarız ki “Bu ilişki dışında ben kimim?” sorusuna cevap veremeyecek duruma gelebiliriz. Bu ilişkide oluşturduğumuz personaya karşı oluşan bağlılık, kendi kimliğimizin önüne geçebilir. Psikoloji literatüründe bu durum, self-concept enmeshment veya identity fusion (aşırı bütünleşme) kavramlarıyla açıklanır. Bu kişiler, kendi değerlerini, ilgi alanlarını ve günlük yaşamlarını bağlandıkları kişiyle olan uyum üzerinden tanımlar (Aron, Aron, & Smollan, 1992). Araştırmalar, aşırı bütünleşmenin bireyin özerkliğini zayıflattığını ve bağımsız karar verme yetilerini sınırladığını göstermektedir. Bu durum, kişinin kendi düşünce ve tercihlerini göz ardı ederek başkalarının beklentilerine göre hareket etmesine yol açabilir (Mashek, Cannaday, & Tangney, 2007). Zamanla birey, ilişki dışında kendisinin kim olduğunu hatırlamakta zorlanır; bu da psikolojik stres ve öz saygı kaybına neden olabilir.

Özetle, bazen farkında olsak da olmasak da kendimize zarar veren ilişkilerde kalma eğiliminde olabiliriz. Bahsettiğimiz durumlarda ve karşımızdaki kişinin manipülasyonlarına uyum sağladığımızda, değerimizi ilişkilerimize bağladığımızda, bazı bilişsel yanılgıları doğru kabul ederek devam ettiğimizde, kendimizi ilişkilerde kurtarıcı veya fedakâr olması gereken bir birey olarak gördüğümüzde kendimizi “Kendimize zarar veren ilişkilerde neden kalıyoruz?” sorusuna cevap aradığımız dönemlerde bulabiliriz.

Kaynakça:

  • Akın, A. (2010). Kendilik değeri, koşullu öz-değer ve psikolojik iyi oluş. Eğitim ve Bilim, 35(156), 3–17.
  • Akın, Ü., & Akın, A. (2015). Koşullu öz-değerin yordayıcıları. Kastamonu Eğitim Dergisi, 23(2), 593–606.
  • Aron, A., Aron, E. N., & Smollan, D. (1992). Inclusion of other in the self scale and the structure of interpersonal closeness. Journal of Personality and Social Psychology, 63(4), 596–612.
  • Asher, S. R., & Paquette, J. A. (2003). Loneliness and peer relations in childhood. Current Directions in Psychological Science, 12(3), 75–78. https://doi.org/10.1111/1467-8721.01233
  • Bowlby, J. (1988). A secure base: Parent-child attachment and healthy human development. Basic Books.
  • Deniz, M. E. (2011). Romantik ilişkilerde öz-saygı ve duygusal bağımlılık. Kuram ve Uygulamada Eğitim Bilimleri, 11(3), 1407–1418.
  • Deniz, Ş. (2025). Romantik ilişkilerde duygusal bağımlılığı keşfetmek. Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi, 12(1), 421–442. https://doi.org/10.46868/atdd.2025.869
  • James, W. (1890). The principles of psychology. Henry Holt and Company.
  • Knee, C. R. (1998). Implicit theories of relationships: Assessment and prediction of romantic relationship functioning. Journal of Personality and Social Psychology, 74(2), 360–370.
  • Knee, C. R., Patrick, H., & Lonsbary, C. (2003). Implicit theories of relationships: Orientations toward evaluation and cultivation. Personality and Social Psychology Review, 7(1), 41–55.
  • Mashek, D., Cannaday, L. W., & Tangney, J. P. (2007). Inclusion of the other in the self: Conceptual, methodological, and empirical issues. Self and Identity, 6(3), 220–229.
  • Mikulincer, M., & Shaver, P. R. (2007). Attachment in adulthood: Structure, dynamics, and change. Guilford Press.
  • Peplau, L. A., & Perlman, D. (1982). Perspectives on loneliness. In L. A. Peplau & D. Perlman (Eds.), Loneliness: A sourcebook of current theory, research and therapy (pp. 1–18). Wiley.
  • Rusbult, C. E. (1980). Commitment and satisfaction in romantic associations: A test of the investment model. Journal of Experimental Social Psychology, 16(2), 172–186.
  • Rusbult, C. E., Agnew, C. R., & Arriaga, X. B. (2012). The investment model of commitment processes. Advances in Experimental Social Psychology, 46, 219–299.
  • Rusbult, C. E., Martz, J. M., & Agnew, C. R. (1998). The investment model scale: Measuring commitment level, satisfaction level, quality of alternatives, and investment size. Personal Relationships, 5(4), 357–391.
  • Terzi, S., & Işık, Ş. (2017). Evli bireylerin ilişki bağlanımları: Yatırım modeli temelli nitel bir çalışma. Türk Eğitim Bilimleri Dergisi, 15(2), 184–199.

Rüveyda Sultan Horoz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

g

An legimus similique intellegam mel, eum nibh tollit assentior ad. Mei ei platonem inciderint.

e